Kapadokya Gezilecek Yerler

 

Kapadokya Yürüyüş Rotaları
ÇAVUŞİN – PAŞABAĞ
Süsenli patikalardan peri bacalarına

Çavuşin, geçmişte Rumlarla Müslümanların birlikte yaşadığı bir köy. Nevşehir merkezine 15 kilometre uzaklıkta, Göreme – Avanos yolunun üzerinde. Yaklaşık 1,5 saat sürecek, beş kilometrelik yürüyüşümüz harabeler arasındaki eski camiden başlıyor. Doğu yönünde, Paşabağı’na doğru yola çıkıyoruz. Kapadokya vadilerinde yürümek insanı zaman içinde bir yolculuğa çıkarır. Geçmişin dünyasını, Rumların burada yaşadığı günleri hayal edersiniz. Köyden ayrıldıktan kısa süresonra bahar sürprizleri çıkar karşınıza: Yerden fışkırırcasına açan galat süsenlerini (iris galatica) görürsünüz. Koyu maviden, mora kadar değişen renkleri, çarpıcı kontrast yapan sarı süsleriyle gözalıcıdır bu çiçekler. Ufak su deposuna vardığınızda bir başka şaşırtıcı görüntü sizi tepenin ardında beklemektedir. Dar patika birden bire peri bacalarının masalsı görüntülerine açılır. Başka bir gezenenin yüzeyinde yürürsünüz adeta. İki yanınızda volkanik püskürmelerden arta kalan, taşlar ve çeşitli renklerde tüften peri bacaları sıralanmıştır. Paşabağ’a yaklaşırken, kayalara saklı manastır belirir uzaktan. Hıristiyanlığın başlangıç dönemlerinde keşişler peri bacalarının içine odacıklar kazımış, burada inzivaya çekilmiş. Paşabağ’a varınca çaybahçelerinden birine oturup, Türk kahvesi ısmarlayın. Vadideki mantar benzeri oluşumları uzaktan seyredin.
KIZILÇUKUR-GÖREME
Kızılçukur, Kapadokya’nın en ilginç vadilerinden. Kızıl renk, volkanik tüflerdeki az miktardaki demir mineralinden kaynaklanıyor. Gün boyunca pembemsi görünen kayalar, gün batımına doğru harika bir kızıl tona bürünüyor. Bu şölene tanık olabilmek için yürüyüşe günbatımından yaklaşık üç saat önce Çavuşin’den başlamak lazım. Aslında rota kuş uçuşu 5 kilometre, fakat biz farklı vadilere girip çıkacağız ve yaklaşık sekiz kilometre yürüyeceğiz.
Patikamız, Çavuşin Mezarlığı’ndan başlıyor. Köye adını veren çavuş da bu mezarlıkta gömülü. Yol boyunca görülebilecek bir çok eski kilise var. Önce Üç Haçlı Kilise’nin yanından geçiyoruz. İçine girip tavanına taştan oyulmuş haçları ve duvar resimlerini gördükten sonra, üzüm bağları ve çiçeklenmiş kayısı ağaçları arasında yürüyüşe devam ediyoruz. Haçlı Kilise’ye doğru çıkarken yolumuz yerel girişimci Emin’in çay bahçesinden geçiyor. Bir peri bacasının içindeki küçük salonda, yürüyüşçülere çay ikram ediyor. Emin’in çayını yudumlayıp, akşam güneşinde gittikçe kızıllaşan Kızılçukur’u seyrediyoruz. Sonra yola çıkıp, yandaki vadinin tabanına kadar iniyoruz. Yolun ikiye ayrıldığı noktada sola dönüp, vadinin tepesine doğru tırmanmayı sürdürüyoruz. (Sağa dönen patika ise Çavuşin’e gidiyor) Patikamızın solundaki Direkli Kilise, yüksek sütunları, geniş alanıyla neredeyse bir katedral kadar geniş. Ne yazık ki duvar resimleri, süslemeleri az. Sadece basit ikonoklastik süslemeler görülebiliyor. Vadinin sağ tarafına doğru tırmanarak sırta varıyoruz. Buradan düz devam ederek son noktamıza varabiliriz. Fakat biz yolumuzu uzatıp, Üzümlü Kilise’ye inen merdivenlere yöneliyoruz. Kilisenin hemen yanında İbrahim Sakınan’a ait ufak bir çay bahçesi var. Üzümlü Kilise’nin anahtarını buradan alıp, demir kapının kilidini açıyoruz. Kapadokya’nın en eski duvar resimlerinden birkaçı bu kapının ardında. Kapadokya’da ikonoklast dönem öncesine ait duvar resimlerinin görülebildiği üç kiliseden biri burası. Resimler neredeyse 1500 yıllık. Bu kiliseyi de gezdikten sonra artık tekrar yukarı tırmanarak vadinin en tepesindeki seyir noktasına varıyoruz. Kapadokya’da gün batımı izlemek için en ideal mekanın burası olduğu söylenir. Akşam güneşinin ışıkları kızıl vadiyi baştan aşağı boyarken buradaki seyyar satıcılardan aldığımız şarabımızı yudumlayarak yürüyüşü noktalıyoruz.
IHLARA VADİSİ
Melendiz’in çiçek bahçesi

Ihlara Vadisi, Kapadokya’nın Kızılırmak dışındaki tek yerüstü akarsuyu Melendiz Nehri boyunca uzanır. Hatta bu nehir tarafından oyulmuştur ve belki de vadi yerine Ihlara Kanyonu demek daha doğrudur. Bu özelliği nedeniyle Ihlara yürüyüşleri, Kapadokya’dakinden farklıdır. Suyun getirdiği canlılığa sahiptir. Baharda bu rotada yürürken çok sayıda farklı türde çiçeğe rastlarsınız. Küçük akbaba, kızıl şahin, kerkenez gibi görkemli yırtıcıların yanı sıra, ibibik, sarı asma kuşu, güzel sesli çalı bülbülü, rengarenk yalı çapkını uçar çevrenizde. Küçük bir dürbün varsa yanınızda, güzelliklerini yakın gözle görürsünüz. Mayısta çalı bülbüllerinin eşlerine kur yapmak için söyledikleri muhteşem şarkıları dinlersiniz. Sarı asma kuşunun flütü andıran yumuşak ve derin ötüşü, ibibiklerin arka arkaya tekrarlanan hup,hup,hup çağırışları yankılanır çevrenizde.
Yürüyüş güzergahı Aksaray merkezine 40 kilometre uzaklıktaki Ihlara Köyü’nden başlıyor. 13 kilometrelik rotanın ilk aşamasında bir çok eski kiliseden geçeceğiz. Herbirinin içinde görmeye değer duvar resimleri bulunuyor. Özellikle Ağaçaltı Kilisesi’ndeki İsa’nın doğumunu gösteren sahneyi görmelisiniz. Üç kahin kralın, sufi dervişleri kılığında resmedildiği sahne, 13. yy’da Mevlana’nın ve sufizmin ne kadar geniş bir felsefi etki alanı olduğunu göstermesi açısından ilginç.
Yürüyüşün tam orta noktasındaki, Belisırma öğle molası mekanımız. Nehrin kıyısında birçok küçük lokanta bulunuyor. Rotanın geri kalan bölümünde kilise ve tarihi kalıntısı az, doğal güzellikler ağırlıkta. Köprüden karşıya geçerek patikadan ilerlemeye başladığınızda bir yalıçapkının ince çığlığını duyarsanız durun. Önünüzden mavi şimşek gibi geçip, aşağılarda bir yere konabilir. Şaşırtıcı renklerini dürbününüzle izleyebilirsiniz. Bugünlerde bu rotadan geçerseniz, yürüşüyün sonuna doğru solunuzdaki büyük kaya bloklarından birinin üzerinde bir çift küçük akbabanın kurduğu yuvayı görebilirsiniz. Hatta bu nadir rastlanan kuşların yavrularını beslemelerini izleyebilirsiniz. Biraz daha ilerlediğinizde vadi iyice açılacak, yürüyüşün sona ereceği Selime Manastırı’nı uzaktan göreceksiniz. Vadinin girişini koruyan bu manastır tamamıyla kayaların içine oyulmuş. Hâlâ enerjiniz varsa 300 basamağı tırmanın. Manastırdan Hasan Dağı ve Yaprakhisar’ın harika manzarasını seyredin.

KAVAK-MUSTAFAPAŞA
Köyler arasında pastoral senfoni

Bu rota bizi Kapadokya’nın “el değmemiş” turizmin pek uğramadığı köylerine götürecek. At arabasıyla tarlaya giden, tarlalarını çapalayan, bağlarını budayıp ilaçlayan köylüleri göreceğiz yol boyunca. Binlerce yıllık yaşam ritüellerini koruyan, asude bir hayatın içinden geçeceğiz. Büyük kentlerde zamanla yarışan yaşamımızı sorgulayacağız.
Yaklaşık beş saat sürecek, 13 kilometrelik yürüyüşümüz Kavak Köyü’nden başlıyor. Nevşehir merkezine yaklaşık 20 kilometre uzaklıktaki köye, Ürgüp otoloyunda yaklaşık sekiz kilometre ilerledikten sonra sağa ayrılan dar köy yolundan ulaşılıyor. Patikamızın başlangıç noktası köyün ilkokulu. Etrafımızı saran çocuklar turist olduğumuzu düşünerek “what is your name” “hello” diye haykırıyor. Bizimle iletişim kurmaya çalışıyor. Çocukları arkamızda bırakarak Bahçeli Köyü’ne doğru yürümeye koyuluyoruz. Evinin yanından geçtiğimiz bir amca durduruyor bizi. Ne diyecek diye bekliyoruz. Biraz sonra elinde bir sepet dolusu elmayla geliyor. “Alın bunları, yolda yersiniz” diyor. Yörenin misafirperverliğine bir kez daha hayran kalıp, teşekkür ederek alıyoruz. Bu mevsimde elma yiyebilmemizin nedeni, Kapadokya’nın kayadan yapılma kilerlerinde meyvelerin çok uzun süre bozulmadan kalabilmesi.
Bahçeli Köyü’ne turizm hiç uğramamış. Bizi meraklı bakışlarla inceleyen köylüler, kahveye oturup çay istediğimizde çevremizi sarıyor. Çay eşliğinde sohbet ediyoruz. Sonra yine yola düşüyoruz. Tarlalar, yeşermeye hazırlanan üzüm bağları, baştan ayağa çiçeğe durmuş kayısı, badem, eriklerin arasından Ayvalı Köyü’ne doğru ilerliyoruz. Rüzgar çiçeklerin kokusunu taşıyor yol boyunca.
Ayvalı, küçük bir köy. Fakat bir “turistik” butik oteli ve lokantası var. Yemekten sonra Gomeda Vadisi’ne girerek sık sık bir sağına bir soluna atladığımız ufak bir derenin kenarından patikamızı takip ediyoruz. San Basil isimli Hıristiyan azizinin kilisesinin yanından geçerek ilerliyoruz. Ürgüp – Mustafapaşa arasındaki yola çıkana kadar dereyi takip ediyoruz. Burada bir taşıta binip, otelinize dönebilirsiniz. Bir başka seçenek, patikaları izleyip, yaklaşık üç kilometre ilerideki Mustafapaşa’ya yürüyerek ulaşmak.
ÇAT VADİSİ
Nevşehir’in 7 km kadar kuzeybatısında bulunan Çat beldesinde yer alan vadi, Kapadokya’nın yürüyüş parkurlarından biridir. Nevşehir-Gülşehir yolunun yaklaşık 6. km’sinden sola girerek vadiye ulaşılabilir. Yürüyüş sırasında Fırınasma Vadisi’nde 11. yy’dan kalma Fırınasma Kilisesi görülebilir.

Çat Vadisi Güvercinlikleri
Çat Vadisi’nde Güvercinlik Vadisi içinde yer alan güvercinlikler, genellikle kayalara oyulmuş odalar şeklindedirler. Bir apartman biçiminde 6-7 katlı olarak yapılmış olanları vardır. Odaların içi 5-10 m2 büyüklüğündedir.

GOMEDA VADİSİ
Mustafapaşa’ nın batısında yer alan Gomeda Vadisi morfolojik açıdan Ihlara Vadisi’nin küçük bir benzeridir. Ihlara Vadisi’nde olduğu gibi kaya oyma kiliselere, barınaklara ve vadinin içinden geçen bir dereye sahiptir.
Mustafapaşa’ nın batısında yer alan Gomeda Vadisi bir diğer adı Şeytan Deresi,  jeomorfolojik açıdan adeta Ihlara Vadisi’nin küçük bir benzeri. İçinde ismi dahi bilinmeyen iki kilise ve eskiden kalma harabe evler bulunuyor. Vadide bulunan bir mağara, eskiden yağmur sularını toplama haznesi olarak kullanılıyormuş. Günümüzde de kullanılan bu mağaradaki su, Gomeda Vadisi’nin içinde bulunan kavak ağaçlarını sulama amacıyla kullanılıyor. Eskiden güvercinlik olarak da kullanılan vadide yaz aylarında yine güvercinlere rastlanıyor. Bunu oyuklardaki tüneklerden görebiliyorsunuz.


MESKENDİR VADİSİ

Göreme – Ortahisar yolunun devam ederek, Ortahisar sapağına gelmeden asfalt yoldan 1 km kadar yürüdükten sonra yolun sağ tarafından aşağı doğru toprak yoldan Meskendir Vadisi’nin girişine ulaşabilirsiniz. Vadiye inmeden bu muhteşem manzarayı mutlaka fotoğrafını çekin.
Vadi girişindeki tabelada vadinin 4400 m. uzunluğunda olduğu yazılı. Oldukça dik bir inişten sonra vadinin içine girilir. Bu vadide de pek çok vadide gördüğümüz sedir ağaçlarına rastlıyoruz. Hemen her vadi içerisinde olan kiliseler buradaki vadide var. Meskendir Kilisesi vadinin sağ tarafında görülmesi gereken kiliselerden.
Vadi şekilleri, peribacaları, dehlizler, tüneller ve muhteşem bitki örtüsü  içerisinden keyifli bir trekking parkuru. Vadiden sırası ile , Kızılçukur Vadisi, Güllüdere 1 ve Güllüdere 2 Vadileri ile Çavuşin’de son buluyor.

GÜZELYURT – MANASTIRLAR VADİSİ

Kapadokya nın  tarihi dokusu en iyi korunmuş ve hergeçen gün daha çok ilgi çeken merkezlerinden birisi olan Güzelyurt eski bir rum kasabası. 1924 yılına kadar nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan Ortodoksların Güzelyurta miras bıraktığı kiliseler, manastırlar ve yüzlerce antik gelveri evlerinin yanısıra eski kültür ve medeniyetlere ait pekçok tarihi kültürel varlık da Kapadokya ziyaretçilerinin keşfini beklemektedir.
Ortodoks mezhebinde manastır yaşamının ilk başladığı yer olan manastırlar vadisi  tarih ve doğanın ahengini hissederek müthiş keyf alacağınız  büyüleyici bir yürüyüş rotası sunmaktadır kapadokya ziyaretçileri için.
Kızıl kilise den başlayan yürüyüş rotası yaklaşık 10km ve Yüksek kilise-Güzelyurt göletinde bitiyor . bu yürüyüşü Kilise caminde bitirerek kısaltmak da mümkün. Yürüyüş boyunca ziyaret edilebilecek yerler arasında kalburlu kilise kömürlü kilise cafarlar kilisesi ve koç kilise bulunmaktadır.

KAPADOKYA GEZİ PROGRAMI

Kapadokya yı gezmek ve keşfetmek için yapacağınız program tatil sürenize göre değişecektir. Amacınız eğer Kapadokya yı gerçekten tam anlamıyla keşfetmek ise en az bir hafta  kapadokya için zaman ayırmanız gerekebilir. Zira keşfetmeniz gereken alan 4 ili  kapsayan yaklaşık on bin km2lik bir alan. 1 haftalık bir tatil süresi herzaman bulunamayacağı için 2-3 günlük bir programla da kapadokya yı tanımak , pekçok güzelliği keşfetmek mümkün.
Sizler için üç farklı Kapadokya programını , gezilecek yerlerin sırasıyla yazacağız ve ayırabileceğiniz zamana göre bu üç programdan birisini seçebilirsiniz. Hızlı , standart  ve büyük kapadokya turu olarak isimlendireceğimiz programların sonunda ise Kapadokya da mutlaka ama mutlaka gezilmesi görülmesi gereken yerler de ayrıca sıralanacaktır.

Hızlı Kapadokya Turu


Çoğu zaman cumartesi yola çıkılarak başlanan kapadokya gezisinde neredeyse sadece 1.5 gününüz kalıyor. Bu birbuçuk günü en iyi şekilde değerlendirmek için sırasıyla gezilecek yerler aslında kapadokya ya ne taraftan giriş yaptığınızla da bağlantılıdır. Bizim yapacağımız sıralamayı gelinen yöne bağlı olarak tersinden başlatarak değiştirmeniz mümkündür. Sonuçta aynı yerleri gezmiş görmüş olacaksınız.
Geliş yönünüzün Aksaray üzerinden olduğunu varsayarak Kapadokya gezinizi Ihlara vadisinden başlatıyoruz.
– Ihlara vadisi  Aksaray a 40 km ve yaklaşık yarım saat sürüyor. Vadiye ulaşmadan önce selime katedralini göreceksiniz. Gerçekten görkemli bir kale manastır yapısını mutlaka aşağıdan da olsa görüp fotoğraf çektirmek gerekir.

– Ihlara vadisinde yürüyüş yapacaksanız iki alternatifiniz var. Ya ıhlara kasabası içerisinden vadiye inmek yürüyüş yaptıktan sonra tekrar merdivenlerle yukarı çıkmak ya da ıhlara kasabasına ulaşmadan önce belisırma tabelasından dönerek vadinin içine aracınızla inerek burda yürüyüş yapmak ve tekrar aracınızla yukarı çıkmak. Ihlara vadisi içindeki belisırma köyüne aracınızla inmenizi tavsiye ederiz çünkü gerçekten görülmeye değer bir yer ayrıca vadi içindeki restorantlar da tarihin ve doğanın içinde bişeyler yemeniz içmeniz de mümkün.Eğer vadi yürüyüşü için zamanınız yoksa vadiyi tepeden görmek için yine  ıhlara kasabasında vadi başına aracınızla giderek tepeden fotoğraflar çekebilirsiniz.
– Güzelyurt eski bir rum kasabası ve ıhlara vadisine 14 km mesafede. Manastırlar vadisi, 1700 yaşındaki cami kilise, yüksek kilise, sivişli kilise, antik sokakları, antik gelveri evleriyle gerçekten tek başına küçük kapadokya. mutlaka görülmesi gereken bir yer. Eğer günbatımına yakınsanız uygun bir pozisyon seçerek günbatımını mutlaka izleyiniz. Bizim tavsiyemiz yüksek kilise üzerinden günbatımını izlemek veya güzelyurt dan çiftlik yoluna doğru bikaç km devam ederek güzelyurtun üzerinden günbatımına tanıklık etmek. Hasan dağı da manzarası da günbatımı ile aynı nokta da ve gerçekten büyüleyici.
– Kapadokya ya gelmişken en az bir yer altı şehrini görmeden gitmek olmaz. Kapadokya da onlarca yer altı şehri var. Bunların en görkemlileri kaymaklı ve derinkuyu. Güzelyurt dan Derinkuyu ve kaymaklıya giderken yolunuzun üzerinde Gaziemir yer altı şehri ve kervansarayı da var. Çok zamanınızı almayacaktır. Eğer yeterli vakit varsa görmeye değer. Ayrıca yine Derinkuyu yolu üzerinde narlıgöl krater gölü içinde 10 dak ayırmanız yeterli. Sonrasında ise Derinkuyu ya da kaymaklı yer altı şehirlerinden birisini tavsiye ediyoruz.

– Kapadokya denildiği vakit Ürgüp vazgeçilmezlerden birisi. Bu nedenle kısa bir ürgüp şehir merkezi gezisi ve çevredeki manzara noktalarını ziyaret etmenizi öneririz.
– Ürgüp e oldukça yakın olan Mustafapaşa(sinasos) da mutlaka görülmeye değer yerlerden birisi. Asmalı konak filminin konaklarından birisi burada. Ayrıca kasaba da ki antik evler ve kiliseler de görülmeye değer.
– Ürgüp ve Mustafapaşa dan sonra sıra da Uçhisar var. Uçhisar kalesini gezmek vakit alacaktır fakat vaktiniz varsa manzarası için çıkmaya değer.
– Uçhisar dan sonra ise Göreme var sırada. Göreme de kısa bir kasaba turundan sonra göreme açık hava müzesini görebilirsiniz. Kapadokya nın vazgeçilmezlerinden birisidir göreme açık hava müzesi.

– Göreme den sonra çavuşin paşabağları ve zelve var. Vakit fazla olmadığı için hızlı birşekilde de olsa gezmek görmek gerekiyor.
– Avanos olmadan kapadokya turunu bitirmeniz olmaz . çanak çömlek atölyelerini şöyle bir dolaşmak biraz alışveriş yapmak ve kızılırmak kenarında biraz soluklanmak iyi gelecektir.
Hızlı Kapadokya turumuzu vakit sınırlı olduğu için bitirdik. Hala vaktiniz varsa Hacıbektaş ve  Gülşehir de görülmesi gereken yerlerden.

Standart Kapadokya Turu

İdeal Kapadokya turumuz en az 3 gün le bir hafta arasında bir zaman dilimini kapsayabilir. Biz ortalama 4 gün diyelim ve doya doya kapadokya yı gezelim.
Hızlı kapadokya turunda yazdığımız yerleri kısaca yazacağız burada.ilave edeceğimiz yerler hakkında daha çok bahsedeceğiz
-Aksaray dan yola çıktıktan sonra ıhlara vadisine ulaşmadan önce yol üzerinde kızılkaya köyü nü göreceksiniz. Anadolu nun en eski yerleşimlerinden olan ve Dünya da ilk beyin ameliyatının yapıldığı yer olan Aşıklı höyük burada bulunuyor. Şansınız varsa kazı dönemine denk gelmişseniz daha güzel. Fazla vaktinizi almayacaktır görüp geçmek.
-Selime katedrali Ihlara vadisine ulaşmadan önce selime kasabasını geçince. Katedralin hemen altında selime hatun türbesi de bulunuyor.
-Ihlara vadisin de mutlaka yürüyüş yapılması gerekiyor çünkü vakit sıkıntısı yok bugünü tamamen ıhlara vadisine ayırabilirsiniz. Öğle yemeğini de vadi içinde Belisırma da yemenizi tavsiye ederiz .Vadinin içinde yer alan onlarca kilise ve kaya mekanlar hakkında ayrıntılı bilgileri sitemizin ilgili bölümlerinde bulacaksınız.
-Güzelyurt ziyaretiniz sırasında aziz gregorius kilisesi sivişli kilise ve yüksek kilise yi gördükten sonra  Manastırlar vadisinde yürüyüş yapmak ve kızıl kiliseyi görmek hoşunuza gidecektir.Kızıl kilise Dünya anıtlar fonu tarafından dünyada acil olarak kurtarılması gereken 100 tarihi eserden biri olarak ilan edilmiş çok önemli bir tarihi yapıtdır.
-Güzelyurt dan sonra Gaziemir yer altı şehri ve bikaç km ötedeki sofular vadisi ni mutlaka görünüz. Sofular vadisi gerçekten kapadokya nın en az bilinen fakat en güzel tarihi yerlerinden birisidir.
-Derinkuyu yer altı şehrini gezdikten sonra Niğde yolu üzerinde ve yaklaşık 45 km mesafedeki Gümüşler manastırı da görülmeye değer yerlerden birisi. Meryemin ve Hz İsa nın gülümseyen tek freskini burada göreceksiniz.
-Derinkuyu ya 25 km mesafede ve  Yeşilhisar ilçesi sınırlarında yer alan Soğanlı Vadisi’nde sayıları 50’ye yakın kayalar içerisindeki mağaralarda kiliseler bulunmaktadır. Bu kiliselere ilk defa J.W.Hamilton değinmiş ancak bunların isimleri üzerinde durmamıştır:
“Soğanlı’da başlangıç olarak bilinen kısma geldiğimizde manzara bize son derece acayip ve cezp edici gözüktü. Vadinin her bir tarafındaki uçurumlar bal peteği gibi sayısız, çok büyük miktarda hafriyatlar, meskenler ve mezarlıklar, 200 feet yüksekliğinde yumuşak ve özel kayalarla ayrılmış olup, binlercesine de girilebilmektedir”.

Soğanlı Bölgesi yer sarsıntıları sırasında çökmelere uğramış ve çöken alan, doğal etkilerle daha da derinleşerek vadi ve platoları meydana getirmiştir. İki kısımdan oluşan Soğanlı Vadisi’ne Roma döneminden itibaren devamlı olarak yerleşilmiştir. Vadi yamaçlarında yer alan kaya konilerini Romalılar mezarlık, Bizanslılar da kilise olarak kullanmışlardır. Kilise freskleri açısından IX.-XIII yüzyıllara tarihlendirilmektedir. Soğanlı vadisinde yer alan önemli kiliseler arasında
-Gümüşler manastırı  Niğde ili sınırları içerisinde yer almaktadır. Derinkuyu ya 45 km mesafedeki manastır gerçekten büyüleyici ve görülmeye değer. Gülen meryem ve isa nın freskosunun bulunduğu manastırın başka bir benzeri yok.
– Gümüşler manastırı nı gördükten sonra tekrar Derinkuyu ya dönerek buradan Nevşehir e doğru devam etmeniz gerekiyor. Nevşehir yolu üzerinde kaymaklı yer altı şehri var vaktiniz varsa bu yer altı şehrini de görmenizi öneririz.
-Nevşehir e ulaştıktan sonra öncelikle Ürgüp e geçmenizi öneririz  ürgüp de gezilecek pekçok yer var.
–  Kısa bir ürgüp şehir merkezi gezisi ve çevredeki manzara noktalarını ziyaret etmenizi öneririz.
– Ürgüp e oldukça yakın olan Mustafapaşa(sinasos) da mutlaka görülmeye değer yerlerden birisi. Asmalı konak filminin konaklarından birisi burada. Ayrıca kasaba da ki antik evler ve kiliseler de görülmeye değer.
– Ürgüp ve Mustafapaşa dan sonra sıra da Uçhisar var. Uçhisar kalesini gezmek vakit alacaktır fakat vaktiniz varsa manzarası için çıkmaya değer.
– Uçhisar dan sonra ise Göreme var sırada. Göreme de kısa bir kasaba turundan sonra göreme açık hava müzesini görebilirsiniz. Kapadokya nın vazgeçilmezlerinden birisidir göreme açık hava müzesi.
– Göreme den sonra çavuşin paşabağları ve zelve var
– Avanos olmadan kapadokya turunu bitirmeniz olmaz . çanak çömlek atölyelerini şöyle bir dolaşmak biraz alışveriş yapmak ve kızılırmak kenarında biraz soluklanmak iyi gelecektir.
– Hacıbektaş ziyaretinizde Hacı Bektaş Veli Dergahı ve Külliyesi, Hacı Bektaş Veli Türbesi (Pir Evi) ve Hacı Bektaş Dergahının üçüncü bahçesindeki 2. Piri Hızır Balım Sultan için, Selçuklu Mimari tarzında yapılmış olan Balım Sultan Türbesi görülmelidir
– Gülşehir de kapadokyanın az gezilen ama önemli yerleşimlerinden birisidir.Aziz Jean (Saint Jean Church: İsanın 12 havarisinden birisidir) Kilisesi Gülşehir’in hemen girişinde yer alan ve iki katlı olan Aziz Jean Kilisesi’nin alt katında kilise, şarap mahzenleri, mezarlar, su kanalı ve görevlilere ait mekanlar, üst katında ise İncil’den alınmış sahnelerle süslenmiş bir diğer kilise yer almaktadır. Alt kata ait kilise, tek apsisli, haç planlı, haç kolları, beşik tonozludur. Merkezi kubbesi çökmüştür. Süsleme açısından direk ana kaya üzerine kırmızı asi boyası ile stilize hayvan, geometrik ve haç tasvirleri resmedilmiştir. Üst kattaki kilise ise tek apsisli ve beşik tonozludur. Ana apsisteki resimlerin dışında oldukça iyi korunmuş olan [kilise] siyah bir is tabakası ile kaplıydı. Kilise restorasyonu ve konservasyonu 1995 yılında Restoratör Rıdvan İşler tarafından yapıldıktan sonra bugünkü haline gelmiştir.

Kapadokya Tarihi

Kapadokya isminin nereden ileri geldiği hakkında dahi tarihçiler ve arkeloglar arasında ihtilaf görünür. Bazıları, Hindistan ahalisi isimlerini İndos ırmagından aldıkları gibi, Kapadokya dahi ismini Galatya sınırında ve adı geçen eyaleti Kapadokya’dan ayıran Kappadoks adında Kızılırmak’ın bir kolundan aldığına dayandırırlar. Lakin bu fikir o kadar şayan-ı kabul değildir.

Bazıları dahi eski Asurya padişahı Ninias’ın oğlu Kappodoks’tan adını aldığı fikrini kabul ederler. Bununla beraber Kappodoks ve Kapadekal kelimelerine Yunan tarihçilerinden evvel tarihte rastlanmaz. İrodotos ve Diodoros’a göre yukarıda adı geçen Ninias, Asurya padişahı Ninos ve ünlü Semiramis’in oğlu idi. O zamanlarda şimdiki Trabzon taraflarında Thermodon ırmağı havalisinde iskan eden ve silahşorluklari ile tarihde ünlü Amazones (Amazon-f.d.) adlı kadınlar güneye doğru yürüyerek Assuryanın hükümet merkezi Ninevi şehrini istila eylediklerinde i Kappadokisler prensieri Kappadoks’un idaresi altında Eufratis (Fırat-f.d.) ırmağını tecavüz ile bu taraftaki memleketlere döküldüler ve ihtimaldir ki o vakit Asurios ismini terk ile Kappadokai ismini aldılar.

Netice itibariyle Kapadokya’nın en eski sakinleri hakkındaki eski çağlardan bize intikal eden bilgi pek karanlık ve belirsizdir. Bununda sebebi ise, zira İraniler ve bunlardan iktibas iden Yunan tarihçileri, Kappadokes , yani her vechi bala kable’l milat (p.) 8 nci asırda Asuryadan göçeden, bila tefrik Asurya , Sirios , Siros ve Leikosiros adı verilen kavmin ismini bütün yukarıda vasf ettiğimiz memleketlerin eski sakinlerine itlak ederlerdi. Binaenaleyh daha birkaç yıla gelinceye kadar eski Kapadokya ahalisi Sirios adı verilerek, binaberin Sam ( Simitiki ) ırkına mensub Aramaya ( arami) ailesinden madud telakki olunurdu. Lakin va sf itmiş olduğumuz gibi adı geçen ırka mensub asıl Kapadokai’ler kıtayı istila eden göçmenlerin azınlığından ibaret olup kendi adlarını yerli ahaliye bilahare teşmil etmişlerdi.

Ancak bu yerli en eski sakinler kimlerdi ve asılları nedir, bu taraf tamamen bilinmemektedir, zira Makedonyalılar devrinden önceki zamanlara ait durumu aydınlatacak ne bir sikke i ne bir kitabe ( epigraf) ve saire hiçbir eski esere rastlanmamıştır. Yalnız büyük bir ihtimalolarak bu kavmin Anadolu’nun batı tarafından içeriye doğru vakti ile sürülmüş büyük Hind-Avrupa ırk ailesine mensub Pelasgos kabilelerinden ve Frigesler ile akraba bir millet olduğuna karar verilebilir. Azınlığı teşkil eden ve hariçten istila ile adlarını memlekete veren kavime gelince, bunlar hakkında her nedense ve istilaları her hangi asırda vuku buldu ise dahi, bunlar her milletten fazla Asuryalılara yakın oldukları ve medeniyetin ilk tohumlarını onlardan aldıkları kesindir.

Asuryalıların İmparatoriçesi ünlü ve büyük Semiramis’in adı elan bu güne kadar buralarda anılmaktadır. (1913′ler-f.d.) Bir çok yollar, Homata Semiramidos (Semiramis’in toprakları-f.d.) tabir olunan tepeler ve medeni eserler onun ismini taşıdığı gibi, ez cümle Zile (Amasya) ve Malatya gibi eski şehirler dahi o meşhur sultanın kurduğu şehir olduğu bahsedilir.

Eski Kapadokya lisanı hakkındaki bilgi artmadıkça, Kapadokyalıların asıl kökleri ( katagogi ) hakkındaki deliller yarım kalacaktır. Adı geçen Iisan hakkında ma-et-teesuf pek az bilgi edinilmiştir. Elegeçen ve alel ekser şehir ve saire isimlerinden ibaret pek az lugatlardan tespit edilenlere göre Arya lisanlarının ailesine mensuptur. Binaenaleyh orta çağda bir çok milletlerde vaki olduğu gibi i Kapadokya’nın eski yerli ahaliside dışardan gelen istilacıların ( kataktitai ) adını istiare ederek kendisi de onlara lisanını vermiş olması muhtemeldir.

Makedonyalıların zamanında Yunan lisanı resmi lisan olarak kaim olmuş ve aynı zamanda Yunanlıların bu taraflara mütemadiyen vuku bulan bir çok tavattunları ( apoikismai ) yerli ahalinin tedricen Yunanileşmesine etki ederek kısa süre içerisinde eski Kapadokya lisanını sükut ettirmiştir. Mamafih Makedonyalılar devrine tevali eden ve Aleksandrini (Büyük İskender Dönemi) tabir olunan devrin müddeti zarfında ve Roma egemenliğinin ilk zamanlarında Kapadokya lisanı henüz Yunan lisanı ile mean istimalolunurdu ve bundan dolayı ahaliye iki Iisanlı ( diglossoi ) adı verilirdi. Bu noktayı Apost. Paulos’un şehadetide teyid eder.

Paulus, Konya’da Evangelion’u (İncil-f.d.) Yunan lisanında vaaz edip, ahalinin anladıklarını, lakin beyinlerinde Ukaonya lisanı ile konuşduklarını zikr idiyor.

 

Kapadokyalıların dini

Kapadokya ahalisinin en asıl Arya ırkına mensub Pelasgos kabilelerinden olup, bilahare dışarıdan saldırı ile memleketlerini istila eden kavimler ile karışarak bir millet teşkil ettikleri husus mütedeyyin oldukları dinleri ile dahi müsbettir. Zira eski ve Frigeslerinkine yakın yerli bir din ile İranilerin Mecusiliğinden (ateşpereslik) mahlut bir din olduğu derkardır. Zaten Kapadokyalılar ihtilat ve münasebette bulundukları bütün milletlerin dinlerini suhuletle kabulda bir meyli-i mahsusi gösterirlerdi.

Mecusilik bilhassa Asuryalıların dini ( astrolotreia) olup, bunlar dahi Haldaioslardan almışlardı. Bilahare Asuryalılardan Midoslar ve bunlardan Acemler istiare ederek ve Zoroastrisin tarifi ile atesperesliğe kalb iderek, dine daha muayyen ve vazıh bir şekil vermişlerdi. Kapadokyalılar ateşperestliği doğrudan Asurya’dan mı getirdiler, yoksa ihtilat-i mütemadiyede bulundukları İranilerden nizam ve ört-ü adetlerini istiare ettikleri gibi dini de onlardan mı aldılar, meçhuldür, ancak bilinen şey büyük ilahe (Thea) Anaitis’in ismi, Acemlerin Anahit’i olup, Ermenilerin vasıtası ile bunlara intişar etmiş olduğudur.

Kamer’e (gök ayı, Yunanilerin Faivi’i ya da Artemis’i) ıtlak ettikleri, Min ve Ma ilahe isimleri Kapadokya lisanı kelimelerinden olduğu büyük bir olasılıktır. Lakin bazen de İrani isimleri de ilhak ederek Min Farnakis şeklinde isimlendirirlerdi. Fakat İranilerin ateşperestliği birtakım akaid-i mutantanadan külliyen ari ve mabed ve heykeller bunlarca büsbütün meçhul iken, bilakis Kapadokyaııların dini mabetierinin azamet ve ihtişamı ile ünlü olup, dini n suret-i icrası yönü ile Frigeslere hususi ile benzerler ki, ewelce de dediğimiz gibi bu muşabehet köken ve milli asılları bakış açısından önemlidir.

Bu mabetierden (naoi) en ünlüleri Komana şehirlerinde bulunanlardı. Komana adı ile biri Pontos diğeri asıl Kapadokya’da iki şehir olup, her ikisi de muhteşem mabetieri havi idi. Lakin daha önemli ve ünlüsü Kapadokya’da bulunan ve Kataones kabilesi ile meskun olan Komana’dır. Adı geçen şehir hakkında 5trabon bahseder ki ahalisi her nekadar hükümdarı tanır idi iseler de bilhassa rahibe (iereus) arz-ı itaat ve tebaiyet ederlerdi. Netice itibariyle her iki Komana mabetierinin Arhiereuslerinin (baş rahip-f.d.) ahali indinde pek büyük nüfuz ve tesirleri olup, mensupları hükümdardan sonra ikinci gelirdi. Zaten kendilerinde padişah hanedanına mensup asılzadegandan bulunurlar idi. Bu rahiplerin hizmet maiyetleri o derece kalabehklı ve tantanalı idi ki, 5trabon’un ifadesine göre kendi zamanlarında her iki mabedin altışar bin erkek ve kadın ibad (ierodouli) mevcud ve şehrin etrafında geniş arazilerin hasılatı rahipe ait ve maiyeti üzerinde hakimiyeti mutlakayı haiz idi. Kezalik Uinasa’da (şimdiki Avanos) Zeus’un mabedi de ünlü olup 3 bin göle ve verimli araziye sahip ve rahipi de Komanalarınkinden sonra ikinci gelirdi.

Şurası şayan-ı işarettir ki, Yunan-Roma hakimiyeti devrinde Kapadokyalılar yabancı tanrılarının (Thei) bila-tefrik isimlerini alarak kendi ilahlarına verirler idi. Ahalinin Yunanileşmesi ateşperesliğe pek az tesir iraz edebiimiştir. 5trabon kendi zamanlarında (İsa’dan sonra birinci asırda) Kapadokya’nın müteaddid mahallerinde kurulan daha bir çok ateş mezbahları (vomos ) bulunup külliyetli ahali celp ettiklerini yazıyor.

Hristiyanlığın ortaya çıkışı ile artık suret-i katiyede Yunanileşmiş olan ve aralarında beraber bir çok göçmen Yahudi dahi yaşayan ahali yeni dini kolaylıkla kabul ettiler. Kapadokya’da ilk defa İncil’i Petrus v’az etmiştir ve Hristiyanlığın burada pek verimli bir zemin bularak ileride bilhassa M.Vasilios ve Grigorios zamanlarında dinin en metin merkezlerinden bulunmuş ve Bizantin (Bizans-f.d.) devrinde Kilise Tarihi mücahedatında mevki-i mümtaz ve eşref ihraç eylemiştir. Ahalinin itikad ve dindarlıkta mutaassıb7 olduğu derece-i mümtaziyetine, adım başında rastlanan ve Kapadokya Arkeolojisinin en önemli bölümünü teşkil eden binlerce manastır ve kilise harabeleri delildir.

Büyük İskender zamanına kadar Kapadokyanın tarihi gayet karanlık ve belirsiz olup, alelekser Asuryalılar Midos ve İranilerin tarihlerinde müdahil ve münderiç bulunur. Adı geçen süre zarfındaki tarihi iki büyük devreye bölünebilir.

ı. Frigiki devri ki ta en eski zamanlardan başlayarak birinci Asurya hükümetinin tarih-i sukutu olan M.Ö. 879 yılına kadar uzanır. Bu devrin tarihi zaten belirsiz olan Frigya tarihinden tefrik olunamayıp, bittap belirsiz ve karanlıktır.

Ancak bu devir zarfında bir çok sair memleketler gibi Kapadokya dahi bir süre Asurya devletinin egemenliği altına geçtiği görünüyor. Zira daha önce yukarıda bahsettiğimiz veçhile Zila, Melitini ve Tyana (Kemerhisar) gibi şehirler büyük Semiramis’in kurucusu olduğu şehirler olarak isimlendirilir.

2. İrani devri. Bu devir Kapadokya’nın dışardan İrani ve başlıca Siros Kapadokai göçmenlerini kabul ederek batıdaki Frigopelasgoi kavimleri ile münasebet-i kavmiye ve siyasiyesini kamilen kat ve Asya bala hükümetlerine iltihak ettiği tarihten başlar. Tarihce bilindiği gibi M.Ö. 650 yılında Midya padişahı Fraortis Ninos ve Semiramis’in haiefieri zamanında dağılma durumda bulunan Asurya devletinin hakimiyetini reddederek Kızılırmağa kadar olan toprakları, binaenaleyh Kapadokya’yı dahi kendi egemenliği altına aldı. Kaoadokya M.Ö. 633 yılında Skithai kavmine mensup Sakai adlı milletin geçici istilasına maruz kalarak M.Ö. 616 yılında bunların Kiaksaris tarafından def ü ihracı ile yine Midosların egemenliği altına geçti. Kiaksaris’in vefatından sonra Kapadokya bir süre bağımsız kalarak Acem padişahi büyük Kiros zamanında hükümdarı Arivaios, Kiros aleyhinde Asuryalılar ile hafiyen işbirliği anlaşması yapmasından dolayı Kiros’un hükümetine düşmüş ve Asurya hükümetinin fethi ve lağvı akabinde Kiros tarafından kati olarak Kapadokya Acemlerin egemenliği altına geçmiştir. Mamafih bahsedilen Acem egemenliği mutlak olmayıp, yerli valiler vasıtası ile yarı özerk yönetim olarak tebaiyeti büyük padişaha ili hin-i hacette askeri yardımda bulunmak ve tuz ve atta n ibaret muayyen bir vergi vermekten ibaret idi. Ancak padişaha vekaleten valiler nezdinde satrapis adı verilen İraniı askeri komutanlar bulunurdu. İran egemenliği altında satrapeialara taksimde güney Kapadokya bazen Frigya ve Paflagonya, bazen de Likonya ile beraber bir satrapeia ve Pontos tarafındaki Kapadokya ise aynı satrapia teşkil ederdi.

Konstant Porfiroyenitos’un rivayetine göre Büyük Kiros kendisini bir arslan hücumundan kurtarmış olan Farnavazos’a mükafat olmak üzere vakanın vuku bulduğu dağdan gözün alabildiği bütün toprakları hibe etmiş.

Kapadokya satrapisleri arasında en meşhuru Datamis olup bunun vefatını müteakip memleketin yönetimi tam olarak yerli vali 1.Ariarathis yerine geçmiştir ki (M.Ö. 361) Strabon bu adı geçen valiye Kapadokya’nın ilk padişahı adını veriyor. 1.Ariarathis, Kapadokya’yı 50 yıl süreyle vali (dinastis) sıfatı ile yöneten Ariaramnis’in oğlu olup M.Ö. 380-370 yılları arasında babasına halef olmuş (diedehthi) ve büyük padişah Mnimon Artakserksis zamanında Acem devletinin yarısı müşarünileyhe (adı geçene) karşı isyan ve merhum Datamis’in asilere inzimam ettiği buhranlı bir sırada Artakserksis’e ciddi yyardımda bulunmasından dolayı mükafatan padişah ünvanını müşarünileyhden almıştır. Bu suretle birinci Ariarathis Kapadokya hükümetinin gerçek kurucusu olarak adlandırılır. Bunun zamanında Kapadokya gayet geniş olup, adına Sinop’ta kesilmiş olan sikkelerden anlaşıldığına göre adı geçen şehire kadar genişlediğine göre Kataonya kısmını dahi ilk defa Ariarathis diğer Kapadokya ile yönetim olarak birleştirmiştir. Kendi evladı olmadığından biraderi Olofernis’in oğlu 2. Ariarathis’i tebenni (uiothetisis ) ederek M.Ö. 336 yılında vefat ederek tahtı ona bırakmıştır.

Büyük İSkender, Acem hükümeti üzerine seferi 2. Ariarathis zamanına rastlar.

Granikon’da vuku bulan ilk müsademede Kapadokyalılar, Acemler lehinde ve Makedonyalılara karşı muhasematta bulunduklarından, Büyük İskender, Ariarathis’in hükümetini ilga ve yerine Saviktas’ı satrapis tayin etti. İskender’in vefatını müteakip ülkesinin haiefieri arasında taksiminde Kapadokya, Paflagonya ve Pontos ile beraber Trabzon’a kadar yani Ariarathis’in yönetimi altında bulunan topraklar Eumenis’e isabet etmiş ise de, bu meyanda Saviktas’ı def ile hükümetini istirdat etmiş olan Ariarathis tavassut eden 12 yıl zarfında memleketin gelirlerini hüsn-ü idare ile mevki-i askeriyesini islah ve temin etmiş olmakla Makedonyalıların taleplerini redd ve 30.000 piyade ve 15.000 süvarı askeri ile Eumenis ve müttefikleri Perdikas ve Filipos’a karşı savundu.Lakin muharebede mağlup ve esir düşerek, Armenya’ya firar ve iltica eden bir oğlundan başka bütün akrabaları ile beraber yok edildi. Eumenis’e istihlaf (halef olan) eden Amintas’ın hükümeti zamanında İskender’in haIefIeri arasında tehaddüs eden münazaat ve mubarebat-ı dahiliyeden bil-istifade, kendisini kurtarmış olan Ariarathis hami ve halaskarı Armenya hükümdarı Ardoatis’in de yardımı ile Kapadokya üzerine sefer ile Makedonya askerini def ü ihrac ve Amintas’ı katlederek tahtını istirdat eyler. (M.Ö. 301). 3.Ariarathis 21 yıl devam eden yabancı egemenliğinden Kapadokya’yı kurtararak eski hanedanı iktidar mevkiine getirdiği sırada yukarıda Pontos Kapadokya’sında dahi yine aynı hanedanın eski sülalesinden olan Mithridatis Pontikon Kratos adı ile ileride Son derece şöhret kazanan diğer bir Kapadokya devleti kuruyordu. Bu suretle 3. Ariarathis devrinde Kapadokya kuzeyde büyük bir kısmını kaybettiği gibi doğuda da Selefkos’un egemenliğine geçen Kataonya’yı kaybetti. Ariarathis’in M.Ö. 262 yılında vefatına kadar tarih başka bir olaydan bahsetmiyor. Keza oğlu ve halefi 2. Ariaramnis veya Artamenis’in dahi yönetim döneminde bahsetmeye değer bir olayolmayıp ancak hükümetinin dış politikasına yeni bir durum ve teveccüh vererek hemsınır (bitişik sınır-fd) Yunan hükümdarları ile karabet-i sıhriye (aghisteia) bağı kurarak oğlu 4. Ariarathis’i Sirya padişahı Antiohos’un kızı Stratoniki ile ve kendi kızını da onun oğlu Antiohos İeros ile evlendirdi. Görünüyor ki, Ariarathis’i bu siyasetine günbegün kesb-i azamet eden Pontos Devletinin tehlike korkusu sevk eylemiştir. Yukarıda bahsedilen siyaseti Ariarathis’in son zamanlarında idare-i umura iştirak eden oğlu ve halefi 4.Ariarathis dahi takib ve devam etti. 4. Ariarathis’in M.Ö. 220 yılında vefatı ile tahta oğlu 5. Ariarathis (Eusevis) (dindar) çıkarak uzun süre saltanatını sürdürmüş ve devrinin en önemli olayı ilk defa olarak bunun zamanında Kapadokya’nın Romalılar ile ilişkiye geçmesidir. Kayınpederi olan Sirya padişahı Büyük Antiohos Romalılar ile mUharebeye girişmiş olmakla Ariarathis’den istimdad etti ve Ariarathis yardımda bulundu ise de bu davranışı ile büyük bir tedbirsizlik yapmış oldu. Zira Romalılar Antiohos’u ta Thermopilai’de mağlup etmiş olmakla muzaffer surette artık Asya’ya dahilolmuş ve geçtikleri yerleri mahv ü harap ederek ilerlemekte idiler.

Ariarathis, Kapadokya’nın maruz bulunduğu tehlikeyi görerek memleketini istila etmemesi için Romalıların Başkomutanı Manlios’a 200 talanton (para-f.d.) gönderdi ve damadı Bergama padişahı Eumenis’in de vesayeti ile Romalıların gönlünü alarak hem evvel ce 600 talanton tayin olunan haracın yarısına indirilmesine, hem de Romalıların dostu olmayı başardı. (M.Ö. 188)

O zamandan beri büyük Kapadokya padişahları Romalılara sadık ve müttefik kaldılar ve savan-ı taacüptür ki Romalılar Kapadokyaıııara bir şefakat-i mahsusa, daima bir tahammül ibraz ederek, tesadüfi bir inhirafları (itaatsiZIik, hata) vuku bulsa atfettikleri gibi daha garibi bütün diğer memleketler Romanın mülhak eparhiaları altında bağımsız bir yönetim kurmalarına izin verdiler.

S.Ariarathis’in oğlu ve halefi 6. Ariarathis (filopator – vatansever) felsefe ve Yunan Edebiyatına gösterdiği eğilim ve himayesi ile bilinir. Bunun devrinde Kapadokya büsbütün Yunanileşerek Fen Bilimleri merkezi oldu diyebiliriz.

Bununla beraber S.Ariarathis gerek Romalılar ile ittifakı yenileyerek ve güçlendirerek devletin dış politikasını takviye, gerekse umur-ı dahiliyeyi tanzim ve müdebbirane idare ile ahali indinde mazhar-ı teveccüh olmuştur.

Oğlu 7. Ariarathis (epifanis) (meşhur) Pontos hükümdarı S.Mithridatis’in kızı Loadiki ile evlendi ise de uzun süre saltanatını sürdüremedi, zira M.Ö. 120 tarihinde kayınpederinin vefatı ile yerine çıkan oğlu büyük Mithridatis, Kapadokya’yı kendi ülkesine ilhak gayesi ile Kapadokya’da ashab-ı nüfuzdan Gordios adında birinin teşviki ile Ariarathis’i tebid ettirdi.

Tahta ğayri baliğ oğlu 8.Ariarathis (Flomitor) çıkarak annesi Laodiki’nin vesayeti altında saltanatını sürdürdü. Lakin Laodiki biraderinin amaçlarını anlayarak veyahut tahtta kendisi oturmak azmi ile Bithinya padişahı Nikomidis ile evlendi. Mithridatis güya yasal varisinin hukukunu savunma iddiası ile Nikomidis’e karşı harp ilan ederek, askerleri ile beraber Kapadokya’dan def ü ihrac ve tahtı yine Ariarathis’e verdi. Lakin birkaç ay geçmeksizin desiselerinde devam ile Ariarathis’den kendi babasının katili Gordios’u sürgün ettiği menfadan geri çağırmasını talep eder. Ariarathis tahammül edemeyerek diğer taraftan huda ve desiseyi de anlayarak, komşu hükümdarların da yardımını temin ederek büyük bir ordu kurarak savaşa hazırlandı. Mithridatis, her nekadar kendisi de kuvvetli orduya sahip ise de savaşın talihine güvenmeyerek güya özelolarak görüşmek üzere Ariarathis’i davet etti ve bila-şüphe icabet eden Ariarathis’i her iki ordu huzurunda hile ile katlederek kendi sekiz yaşındaki oğlunu Ariarathis adı ile Gordios’un vesayeti altında Kapadokya hükümdarı ilan eder (M.Ö. 103). Kapadokyalılar Mithridatis’in gönderdiği eparhosların kötü idaresine tahammül edemeyerek isyan ederler ve oğlunu tard ile Bergama’da tahsil eden maktul padişahın genç biraderi 9. Ariarathis’i celb ile hükümdar ilan ederler. Fakat Mithridatis asiler üzerine sefer ile mağlup ederek Ariarathis’i tahttan indirir ve tekrar kendi oğlunu kaim eder. Ariarathis’in hal’linden az süre sonra (M.Ö.

102) keder ü eleminden vefatı ile eski Kapadokya hanedanının son nesIinin zail olmuş bulunması ile Mithridatis artık Kapadokya tahtının tek varisi kalmıştı. Lakin Ariarathis’in üvet babası Bithinya hükümdarı Nikomidis, Mithridatis’in gittikçe büyüyen kuvvetini nazar-i havf ve endişe ile görerek bir desise düşünür. 7. Ariarathis’in iki oğlu değil, üç oğlu olduğunu ilan ile kendinin gayet dilber olan bir oğlunu onun üçüncü oğlu gibi göstererek güya babasından miras tahttaki hukukunu talep ve dava için Roma’ya izam ve aynı zamanda Ariarathis’in sabık dul karısı ve kendi karısı Laodiki’yi Ariarathis’ten filhakika Üç evladı olduğunu şehadet etmek üzere refakatında gönderir. Mamafıh, Mithridatis dahi gerek kurnazlık, gerek hayasızlıkta asla onlardan geri kalmayarak Gordios’un Roma’ya izam ile Kapadokya tahtına ikame ettiği çocuğun nefsi Ariarathis’in üçüncü oğlu bu olduğunu iddia eder. Roma Sigklitos’u (senato meclisi) bu garip dava önünde her iki tarafında sahtekarlığına taaccüp ederek Mithridatis’e Kapadokya’dan çekilmesini emretti, ve Kapadokyalılara da kendi başlarına bağımsız idare olunmalarına müsade etti. Fakat Kapadokyalılar Roma’ya bir murahhas heyeti göndererek öteden beri padişah tarafından idare olunduklarını arz ile yönetim özerkliğinin kendilerinden ref ve bir hükümdar tayin etmesini Roma’dan iltimas eylediler ve bunun üzerine Sigklitos’un muvafakatı ile Ariovarzanis adında aslen Kapadokyalı olan bir prens padişah intihab olundu (M.Ö. 99).

Lakin Romalıların filhakika tevekkül ve sadakatiarından dolayı Kapadokya ahalisine karşı besledikleri teveccüh ve himaye genç hükümdarı Kapadokya’nın düşman-ı azminden muhafazaya kafi değildi. Mithridatis az vakit sonra Romalıların dahili haberleşmesinden fırsat bularak damadı Armenya’nın kuvvetli ve zengin padişahı 2.Tigranis’in dahi medetkarlığı ile yine memleketin umuruna el atmak istedi ve aleyhine gönderilen Roma generallerini mağlup ederek Kapadokya’yı zaptetti(M.Ö. 89). Ariovarzanis Romalıların yardımıyla tahtını istirdata muvaffak olabilmiş ise de çok vakit geçmeksizin zaten öteden beri kendi hesabına memlekete gözdiken 2.Tigranis güya Mithridatis’in medetkarı sıfatı ile Kapadokya’yı istila etti. Ermenilerin bu istilası Kapadokya ahalisinin ilk defa olarak hadsiz hesapsız felaket ve biçareliklerine yol açmıştır. Zira o ana kadar Kapadokya’da muttasıl vuku bulan inkılabat-ı siyasiye ve hükümdarlar tebdil-i ah vali, ahaliye kadar aks ve tesir etmez iken bu defa en ağır haraç ve vergilerdan başka malları yağma, arazileri harap ve kendileri esir edilmiştir. Bahusus Mazaka (şimdiki Kayseri) şehri ahalisi yurtlarından kaldırılarak 2.Tigranisin Mezopotamya’da yeni inşa ettirdiği Tigranokerta şehrine zorunlu iskana tabi tutuldular.

Romalılar hem Mithridatis, hem de Tigranis’i duçar-ı inhizam ederek 2.Ariovarzanis’i Kapadokya hÜkümdarlığına tekrar kaim edip devletine Kilikya ülkesini de ilhak eylediler. Aynı zamanda Kilikya anthipatoSluğuna ünlü Kikeron’u (Çiçeron-fd.) tayin ederek Ariovarzanis’in himayesini mumaileyhe (Kikeron) ihale ettiler.

Kikeron Kilikya’ya ulaştığında Kapadokya’nın durumunu çöküntüye uğramış bir şekilde (muzmahiı) buldu. Hükümdarın ahali üzerinde hiçbir nüfuz ve tesiri yoktu. Maliyenin durum munkariz, düşmanlar etrafı sarmış bundan kat-ı nazar dahilen dahi padişah ittifakı kafi ve başlarında tahtı iddiasında bulunan Komana arhierefsi genç Arhelaos olduğu halde açıktan açığa işleyen fesatçılar karşısında bulunuyor idi. Mamafih, bu ahvale rağmen Kikeron bir müddet Ariovarzanis’i tahtında muhafaza edebiidiyse de bilahare Pompios ile Kayser ve üçlü yönetim hükümeti (triandria-f.d.) arasında tahaddüş eden dahili haberleşmede Ariovarzanis kah bir tarafa, kah diğer tarafa iltihak etmek mecburiyetinde bUlunduğundan mevkii sarsılarak nihayet Kasios ile vaki olan bir mumuharebede katledildi. Ariovarzanis’in evladı olmadığından yerine kardeşi 4. Ariarathis geçti. Ariarathis zaten kardeşi hayatta iken Kayser tarafından ve kardeşinin egemenliği altında küçük Armenya’nın bir kısmını yönetmeye memur edilmişti.

Lakin, o meyanda Kayser’ın vefatı ile tahtını muhafaza edemedi, zira Antonios Kapadokya’ya hücumla bunu tard ve yerine sevgilisi (maşukası) Glafira’nın oğlu Sisinas’ı tayin etti. (M.Ö. 41).

Antonios’un Mısır vukuatı ile meşgul bulunduğu bir sırada Ariarathis asker ile Sisinnas’ın üzerine yürüyerek tahtını istirdat eder ise de, M.Ö. 36 yılı Antonios avdet ederek yine Ariarathis’i tard ile yerine Komana rahibi 3.Arhelaos’un ve Glafira’nın oğlu (mahdumu) Arhelaos’(j hükümdar nasb eder. 5 yıl sonra Antonios ile Oktavios arasında zuhur eden iç savaşta Arhelaos bittab hamisine medetkar olmuş ise de , muharebede galip çıkan Oktavios bu muamelesini af ettikten başka, bir kaç yıl sonra küçük Armenya ile Kilikya’nın bir kısmını dahi Arhelaos’un topraklarına il hak eyledi. Muaheren Arhelaos, Dağlık (traheia-f.d.) Kilikya kısmını dahi egemenliği altına alarak Silifke’ye yakın Eleusa adası üzerine muhteşem saraylar yaptırıp 50 yıl saltanatını sürdürdü. Arhelaos, KapadOkya Devletinin son padişahıdır ve onunla birlikte Kapadokya Devleti son bulmuştur.

Çünkü Octavios’un halefi Tiberios zamanında Roma’ya çağrılarak orada vefat etmiş ve o andan itibaren Kapadokya, Roma hükümetinin eparhiası ilan edilmiştir. (M.Ö. 17)

Roma’nın egemenliği altına geçtikten sonra Kapadokya oradan gönderilen eksarhoslar tarafından yönetiliyordu ve aslından siyasete ehliyetsiz olan KapadOkya ahalisi siyasi külfetten kurtularak tamamen Yunanileşip medeniyet (temeddün) ve gelişmeye (terakki) koyuldu. Bu gelişmeye Hristiyanlığın burada pek erken vuku bulan yayılması da (intişar) son derece yardım etti.

Kapadokya’nın her noktasında yerleşmiş olan Yunan kolonilerinde (apoikia-f.d.) parlak okullar açılarak medeniyet ışığının yayılmasına (intişar) çalışıyordu. Doktor Aretaios, Apollonios, Tianeus, seyyah (periyitis) Pausanias, Julyanos Ritor gibi ünlü kişiler bu devirde yetişmiştir. Armenya padişahı Tigranis’in iraz ettiği harabiyetten memleket ancak belini doğrultarak bu suretle gelişmekte iken yine diğer bir barbar milletin hücumuna duçar oldu. Yeni Sasaniler (Sasanidis-f.d.) hanedanından İran Şahı Sapor, kadim Dareios (Daryus-fd) zamanında İran Devletine tabi bilcümle toprakları betekrar iktisap, emel ve iddiası ile imparator Ouleryanos’a harp ilan edip, Kapadokya’ya hücum ve orada vuku bulan muhademede imparatoru esir ederek Kayseri’yi muhasara eyledi. Kayseri şehri ünlü generali Dimosthenis’in savunması ile uzun süre seciyane mukavemet edebildi ise de, nihayet hiyanet (prodosya) vasıtasıyla Dimosthenis’in kahramanca bir hurucundan sonra zaptedildi.

KapadOkya, Kayseri’nin fethi ile Acemlere tabi olarak büyük felaketlere düçar oldu. Eski ümran ü  terakkisinden eser bile kalmadı ve her ne kadar bu esaret uzun müddet sürmediyse de tahlis olduktan sonra dahi zaten Roma İmparatorluğu da devr-i izmihlalinde bulunduğundan dolayı yıllarca yaralarını kapatamamıştır.

Büyük Konstantinos tarafından doğu Bizans hükümetinin kurulması üzerine kamilen hristiyanlaşmış olan Kapadokya artık kaderini ve geleceğini bu yeni Hristiyan Rum İmparatorluğu’nunkine bağlayarak onun ile beraber ümran ve ikbal ve yalnız bazen geçici mücadeleleri müstesna olduğu halde medeniyetin nimetlerinin bütününe müyesser oldu. Büyük Vasilios ve Grigorios’ların yetişip yaşadıkları devir en parlak, en mesud adeta Kapadokya’nın altın çağı olarak adlandırılabilir. Vesait-i münakalat ve münasebet küşadına germiyet verildi, tarihi ticaretler ihdas olundu, marif ve sanayi takviye edildiği gibi bugün tesadüf olunan kilise, okul, yol, köprü vesair gelişmeye dönük eserlerin çoğunluğu Justinyanus’un devrini andırmaktadır. Kapadokya, Armeniakon thema adı ile Bizans İmparatorluğunun müddet-i medidesi zarfında en büyük askeri merkezlerden biri olup bir çok ünlü asker ve siyasi ricalin menşei bulunmuştur. Tarihte ün kazanan Fokaslar, G.Manyakis, Katakalom Kekaumenos, İsaakios gibi mücerrep generaller, Leon İsavros, Mavrikios, Nikiforos Fokas, Çimiskis, Romanos, Diogenis gibi seci ve müdebbir imparatorlar buradan yetişmiştir. Hakeza, ortaçağ (Mesaion-f.d.) rumiuğunun bu son yıllarda keşfedilen milli destanının (epopoia-f.d.) kahramanı Vasilios Digenis Akritas dahi Kapadokyalı idi.

Kapadokya, Küçük Asya’nın doğuda bulunan topraklarından olduğu için talihsiz Bizans İmparatorluğuna çoğunluğu doğudan vuku bulan istila ve tecavüzat-ı mutasallıdan bittap diğer memleketlerden daha ziyade duçar muhacemat olur idi. Arap halifelerinin zamanından başlayarak 15. asırda vuku bulup bütün Avrupa dünyasını endişeye düşüren Timurlenk’in istilasına kadar Kapadokya bir çok felaket ve istilalar altında çiğnenmiştir.

Bu hücum ve istilalardan en fazla devam edebilen ve hükümet-i nizamiye munkalip olarak yerleşen Selçukilerinki bulunmuştur, Türk-Acem unsurundan mürekkep olan Selçukiler Bizans Imparatorluğunda ilk defa Imparator Roman Diogenis’in zamanında zuhur ederek (M.S. 1067) ilk olarak Fırat (Eufratis) nehri civarındaki memleketlere yerleştiler ve tedricen temdid-i hudud ederek Sivas (Sevastia) şehrini payitaht ittihaz ettiler. Lakin, bilahare Bizans İmparatorluğunun bir taraftan ihtisasat-ı dahiliyesinden ve diğer taraftan harici felaketlerinden bilistifade az zaman zarfında hükümetlerini ta Frigya ötelerine kadar genişleterek payitahtlarını da Konya’ya naklettiler. O zamanların tarihi henüz gereği ile tetkik olunmamış ise de, Selçukilerin idaresi hiç olmazsa temeddün bakış açısından pek de savan-ı tetkik değildir, zira sanayi-i nefiseye ve bilime eğilimlerini ima eder oldukça çok eserler muhafaza edilmiştir.

Selçukilerin hükümeti Mesud adında hükümdarları zamanına kadar bila-inkisam devam edip melik-i mumaileyh vefat etmeden önce ülkesini oğulları ve damatları arasında taksim etmiştir. Sultan LBeyazıd zamanında (1389-1403) büyük kısmı azar azar Osmanlılara geçmiş ise de tamamen zaptı ancak Fatih Sultan Mehmet ve ILBeyazıd zamanında ikmal olunmuştur. O tarihten itibaren Kapadokya, Osmanlı Devletinin bir kısmını teşkil ederek günümüzün Ankara, Konya ve Sivas Vilayetlerini de kapsamaktadır.

Kapadokya’nın son defa olarak maruz kaldığı hücum Mısır Hidivi Mehmet Ali Paşa’nın Osmanlı Devletine karşı isyan i ile 1833 yılında oğlu İbrahim Paşa’nın Anadolu’yu işgalidir ki Mısır askerleri Kütahya’ya kadar istila etmişlerdi.

M.Ö.II. binin başlarında Avrupa’dan Kafkaslar üzerinden gelerek Kapadokya Bölgesi’ne yerleşen Hititler, daha sonra yerli halkla kaynaşarak imparatorluk kurmuşlardır. Dilleri Hind-Avrupa dil grubundandır. Başkentleri Hattuşaş (Boğazköy) olan Hititlerin önemli şehirleri Alacahöyük ve Alişar’dır.

Kapadokya Bölgesi’nde bulunan bütün höyüklerde Hititlere ait kalıntılara rastlamak mümkündür. Bunun yanı sıra Hitit İmparatorluk Dönemi’nde özellikle Kapadokya Bölgesi’nde stratejik açıdan önemli geçitlere ve su kenarlarındaki yüksek kayalara rölyef olarak işlenmiş anıtlar bulunmaktadır. Bu kaya anıtları sayesinde Hitit krallarının güneydeki ülkelere ulaşmak için geçtiği yolları saptamak olasıdır.

Kayseri sınırları içindeki Erciyes Dağı’nın güneyinde yer alan Fraktin, Taşçı ve İmamkulu kaya anıtları tanrıların kutsanması, Büyük Kralın (Hattuşili III) ve Kraliçenin (Puduhepa) tanrılara minnettarlığını göstermesinin yanı sıra imparatorluğun gücünün sınırlarını gösteren birer propaganda anıtlarıdır.

Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesiyle Kapadokya Doğu Roma İmparatorluğu’nun etkisi altında kaldı. 7. yüzyılın ilk yıllarında Kapadokya’da Sasanilerle Bizanslılar arasında yoğun savaşlar oldu. Sasaniler bölgeyi 6-7 yıl kadar ellerinde tuttular.  651′de Halife Osman Sasanileri yıkınca bölge bu kez Arap-Emevi güçlerinin akınlarına uğradı.

Uzun süredir devam eden mezhep çatışmaları III. Leon’un Müslümanlıktan etkilenerek ikonları yasaklamasıyla doruk noktasına ulaştı. Bu durum karşısında bazı Hıristiyan ikon yanlısı keşişler Kapadokya’ya sığınmaya başladılar. İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürdü (726-843). Bu dönemde birkaç Kapadokya Kilisesi ikonoklasm etkisinde kaldıysa da ikondan yana olanlar burada rahatlıkla gizlenip ibadetlerini sürdürdüler.

Kimmerlerin, Frigya Hükümdarlığına son vermesinden sonra bölgeye sırasıyla Medler (M.Ö 585.) ve Persler (M.Ö. 547) hakim olmuştur. Persler, imparatorluklarını “satrap” olarak adlandırılan yöneticilerce yönetilen, yarı-bağımsız eyaletlere bölmüştür. Bu eyaletlerden biri olan Kapadokya bölgesinin adı “güzel cins atlar ülkesi” anlamına gelen Katpatuka idi.

Persler, sınırları içinde yaşayan insanlara istedikleri dini seçme ve kendi dillerini konuşma özgürlüğü sağlamıştır. Zoroaster dinine inan Persler içinse ateş kutsaldı ve bu sebepten Hasan Dağı ve Erciyes gibi volkanlar onlar için kutsal yerlerdi. Persler tarafından yapılan Kraliyet Yolu, Pers başkentini Kapadokya’ya, oradan da Ege’ye bağlamaktaydı. M.Ö. 334 ve 332 yıllarında iki kez yenilgiye uğratılan Pers imparatorluğu Büyük İskender tarafından fethedildi.

Pers imparatorluğuna son veren Büyük İskender Kapadokya’da büyük bir direnişle karşılaştı. Bölgeyi yönetimi altına almak isteyen Büyük İskender, komutanlarından Sabictus’u bu işle görevlendirdi fakat halk büyük bir direnç gösterdikten sonra, bir aristokrat olan Ariarhes’i Kral ilan etti. M.Ö. 332-322 yılları arasında hüküm süren Ariarthes I çok büyük başarılar elde ederek, Kapadokya Krallığının sınırlarını Karadeniz’e kadar genişletti.

M.S. 17′de Büyük İskender’in ölümüne kadar refah içinde yaşayan Kapadokya Krallığı, bir Roma eyaletine dönüştükten sonra Makedonyalılar,Galatlar ve Pontus Krallığı ile savaşlar yapmıştır.

M.S. 17′de  Tiberius Kapadokya’yı Roma’ya bağlayarak bölgedeki kargaşaya son verdi. Romalılar bölgeyi ele geçirdikten sonra batıya bir yol yaparak Ege’ye ulaşımı sağladılar. Bu yol hem askeri hem de ticari açıdan önemliydi.

Roma egemenliği sırasında, yöreye gerek saldırı gerekse göç biçiminde doğudan gelenler oldu. Romalılar bu yeni gelenlere karşı ‘Lejyon’ adını verdikleri askeri birlikleriyle karşı koydu.

İmparator Septimus Severus Dönemi’nde ekonomik bakımdan oldukça canlanan Kapadokya’nın merkezi Kayseri, daha sonraki yıllarda İran’dan gelen Sasaniler’in saldırılarına uğradı. Gordianus III bu saldırılara karşı şehrin etrafını surlarla çevirtti.

Bu sırada Anadolu’da yayılmaya başlayan ilk Hıristiyanların bir kısmı büyük şehirlerden köylere göç etmeğe başladılar. Kayseri’nin önemli bir din merkezi haline geldiği 4. yüzyılda, kayalık Göreme ve çevresini keşfeden hıristiyanlar, Kayseri Piskoposu da olan Aziz Basil’in dünya görüşünü benimseyerek kayalar içinde manastır hayatını başlattılar

Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesiyle Kapadokya Doğu Roma İmparatorluğu’nun etkisi altında kaldı. 7. yüzyılın ilk yıllarında Kapadokya’da Sasanilerle Bizanslılar arasında yoğun savaşlar oldu. Sasaniler bölgeyi 6-7 yıl kadar ellerinde tuttular.  651′de Halife Osman Sasanileri yıkınca bölge bu kez Arap-Emevi güçlerinin akınlarına uğradı.

Uzun süredir devam eden mezhep çatışmaları III. Leon’un müslümanlıktan etkilenerek ikonları yasaklamasıyla doruk noktasına ulaştı. Bu durum karşısında bazı hıristiyan ikon yanlısı keşişler Kapadokya’ya sığınmaya başladılar. İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürdü (726-843). Bu dönemde birkaç Kapadokya Kilisesi ikonoklasm etkisinde kaldıysa da ikondan yana olanlar burada rahatlıkla gizlenip ibadetlerini sürdürdüler.

Selçuklu Türkleri’ nin Anadolu’ya girmesiyle yeni bir dönem başlar. İran ve Mezopotamya bölgesindeki zaferlerinin ardından  11. yüzyılın ikinci yarısında Türkler Anadolu’ya hızla yerleştiler. 1071 yılında Malazgirt ovasında Bizans İmparatoru Romanos Diogenes Selçuklu Hükümdarı Alparslan karşısında büyük bir yenilgiye uğrar ve esir alınır. 1080 yılında Süleyman Şah Konya’yı başkent yaparak Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurar. 1082 de Kayseri Türkler’in eline geçer. Aksaray, Niğde gibi şehirler imar edilir. Fethedilen yerlerde birçok kervansaray, cami, medrese ve türbe gibi eserler yapılır.

Anadolu’nun Selçuklu Türkleri tarafından fethi, Patrikhane’nin Kapadokya Bölgesi’ndeki idari etkinliğini etkilememiş, ancak 14. yüzyıldan sonra sayı ve statülerini azaltmıştır.

Hıristiyanlığın önemli yerleşim ve yayılma alanı olan Anadolu, bundan böyle Kuzey Afrika’dan, Ortadoğu ve Yakındoğu’ya kadar uzanan İslam bölgelerine dahil olmuştur. Anadolu’nun Selçuklu Türkleri tarafından fethi, patrikhanenin idari etkinliğini etkilememiştir. Çünkü 13. yüzyıla ait İhlara Bölgesi’ndeki Aziz George Kilisesi’nin yazıtlarında Selçuklu Sultanı II. Mesud ve Bizans İmparatoru II. Andronicus’un adlarından övgüyle bahsedilmektedir.

13.yüzyılın sonunda Anadolu Selçuklu Devletinin zayıflaması üzerine Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde beylikler ortayaçıkar.1308 yılındaMoğol kökenli İlhanlılar Anadolu’yu istila eder ve Kapadokya Bölgesi’nin önemli bir kenti olan Kayseri de yıkılıp tahrip edilir. Selçuklu sultanları Moğol yönetiminin etkisi altında kalırlar ve bağımsız hareket edemezler. Anadolu artık Türk boylarının kurduğu beylikler halinde idare edilecektir.

Kapadokya Bölgesi, Osmanlı Dönemi’nde de oldukça sakindi. Nevşehir, Damat İbrahim Paşa Dönemi’ne kadar Niğde’ye bağlı küçük bir köydü. 18. yüzyıl başlarında özellikle Damat İbrahim Paşa zamanında Nevşehir, Gülşehir, Özkonak, Avanos ve Ürgüp’te imar hareketleri gelişmiş; camiler, külliyeler, çeşmeler yaptırılmıştır. Özkonak kasabasının merkezinde Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in doğu seferi sırasında (1514)yapılmış köprü, Nevşehir’deki erken Osmanlı yapısı olması  açısından önemlidir.

Osmanlı Dönemi’nde de Selçuklu Dönemi’nde olduğu gibi yörede yaşayan Hıristiyanlara karşı hoşgörülü davranılmıştır. Ürgüp/Sinasos’taki l8. yüzyıla ait Konstantin-Eleni Kilisesi, Gülşehir’deki l9. yüzyıla ait Dimitrius adına yapılan kilise ve Derinkuyu’daki Ortadoks Kilisesi buna en güzel örnektir.

 

 

 

 

KAPADOKYA BALAYI TATİLİ ÖNERİLERİ

 

 

Kapadokya (antik zamanlarda katpatuka) isminin kelime anlamı güzel atlar ülkesi . persler zamanından kalma ve persçe bir isim olan katpatuka zamanla kapadokya halini almıştır .

Hititler asurlular roma bizans selçuklu osmanlı gibi sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış olan kapadokya hristiyanlığın ve özellikle de ortodoks mezhebinin gelişimi açısından da çok büyük bir öneme sahiptir zira ilk yıllarında roma imparatorluğu tarafından yasaklanan hristiyanlık kapadokyanın yer altı şehirlerinde ve ulaşılması zor vadilerinde yaşama şansı bulbilmiş idi.

Kapadokya yı eşsiz kılan özellikleri saymakla bitiremeyiz hiçbiryerde görülemeyecek doğal yapısı, peribacaları, yer altı şehirleri, vadileri,tarihsel önemi,antik şehirleri,kiliseleri,manastırları,kervansarayları bunlardan sadece birkaç tanesi . En önemlisi ise insana huzur veren mistik ve gizemli atmosferi.

Tarihteki kapadokya günümüzden çok daha geniş bir alanı içermekte adana dan samsuna kadar uzanmaktadır günümüz de ise kapadokya kayseri, nevşehir,aksaray ve niğde il sınırları içerisinde kalan bir bölgeyi tarif etmektedir. Bu bölge içerisinde yer alan Urgup,Göreme,Uçhisar,Ihlara Vadisi,Güzelyurt,Mustafapaşa,Avanos,Soğanlı Vadisi,Zelve Kapadokya nın en önemli ve en çok ziyaretçi alan merkezlerindendir.

BALAYI TATILI ÖNERILERI

Kapadokya otelleri denildiği zaman ilk başta akla gelen kapadokya nın mağara otelleri vekapadokya konak otelleri dir. Kapadokya ya o eşsiz tarihi dokuyu mistik atmosferi yaşamak için gidiliyorsa elbetteki kapadokya nın mağara otellerin de veya kapadokya butik otellerinde kalmak gerekir. Çoğu zaman kapadokya mağara otel, kapadokya butik otel, kapadokya taş otel,kapadokya konak otel, kapadokya cave otel kavramları karışmakta ve bölgeyi çok iyi bilmeyen ziyaretçiler yanlış bilgi ile yaptıkları rezervasyonlar sonucu hayal kırıklığına uğramaktadırlar. Burada kapadokya da ki tüm otel türlerini sizlere detaylı olarak açıklayarak özelliklerini ve farklılıklarını sıralayacağız

Kapadokya butik oteller: kapadokya da yer alan taş oteller, konak oteller, mağara oteller in çoğunluğu butik otel tarzındadır . Fakat butik otel olarak adlandırılması otelin illaki tarihi konak veya mağara otel olduğu anlamına da gelmez . kapadokya taşı ile sonradan yapılmış küçük bir otel de butik olarak adlandırılabilir.

 

Kapadokya taş oteller: kapadokya taş oteller denildiğinde ilk akla gelen tarihi taş konaklardır. Fakat tüm taş oteller tarihi olmayabilir hatta azınsanamayacak bir kısmı sonradan kapadokya taşı ile yapılmış otellerdir. Tercihiniz mutlaka bir tarihi taş otel de kalmak ise özellikle tarihi olup olmadığı ve yaşı ile ilgili sorular sorunuz.

 

Kapadokya mağara oteller: kapadokya nın en çok ilgi çeken otellerinden olan mağara otellerin bir kısmı yüzlerce yıl önce kazılan mağara odalardan oluşmakta iken bir kısmı ise sonradan açılan mağara odalardan oluşmaktadır. Kapadokya mağara otel olarak adlandırılması otelin tarihi olduğu anlamına gelmez bu nedenle rezervasyon yaptırmadan önce otelin tarihi olup olmadığı konusunda emin olunması gerekir.

 

Kapadokya konak oteller: kapadokya nın tarihi konaklarında konaklamak kemer ve taş mimarinin içerisinde zamanda yolculuk etmek çoğu kapadokya ziyaretçisinin tercihi olmuştur. kapadokya nın konak otellerinin pekçoğu tarihi konaklar olmakla birlikte sonradan yapılan konaklar da vardır.

 

Kapadokya cave oteller: kapadokya mağara oteller ile aynı anlama gelmekte ve aynı özellikleri taşımaktadırlar zaten mağara nın ingilizce karşılığı olan cave ile tanımlanmaktadır.

Kapadokya nın karakteristik özelliğini barındıran otel tanımlamalarını ve özelliklerini yazdıktan sonra kapadokya otelleri ile ilgili önerilerimizi ve dikkat edilmesi gereken konuları paylaşmak istiyoruz.

Kapadokya ya bir gezi planlıyorsanız bizim önerimiz mutlaka kemer ya da mağara odalar içeren bir otel seçmeniz yönündedir. Zira beto oteller de yeterince kaldınız ve ziyaret ettiğiniz hemen heryerde bu beton otellerle zaten karşılaşacaksınız. Kapadokya da ki Kemer mimari ve taş oteller sanıldığı gibi her zaman pahalı değiller ve her bütçeye uygun kemer ve mağara otel bulunabilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus eğer gerçekten tarihi özelliği olsun istiyorsanız kalacağınız oteli araştırmanız en azından telefonla konağın tarihi olup olmadığını sormanızdır ama tarihi olması beni ilgilendirmiyor benzer bir mimari olsun taş kemer olsun diyorsanız da sorun yok. Ayrıca astım veya kapalı yerde kalma vb gibi sorunlarınız varsa mağara otel yerine kemer bir oda seçmeniz daha uygun olabilir.

Kapadokya nın mağara ve taş konak otellerinin en önemli özelliklerinden birisi de yazın doğal bir serinliğe kışın ise doğal bir sıcaklığa sahip olmalarıdır. Kalın taş duvarlar ve mağara özelliği doğal ve eşsiz bir yalıtım sağlamaktadır. Yazın Kapadokya nın konakların da klima en son ihtiyacınız olacak şeydir . Mağara odaların çoğunda cep telefonu bile çekmeyecektir bu durum bazıları için istenen bir şey iken cep telefonunu açık tutmak zorunda kalanlar için sıkıntılı olacaktır ama teknolojinin hepimizi delirttiği zamanımızda teknolojiden uzak bikaç gün geçirmek de büyük bir fırsat olabilir.

Kapadokya otelleri ve kapadokya turları hakkında daha fazla bilgi almak ve unutulmaz bir kapadokya gezisi planlamak için bizimle iletişime geçebilirsiniz. Kapadokya ya ulaşımınız dan tutun da kapadokya da gezilecek yerler , kapadokya lezzet durakları vb gibi kapadokya ile ilgili her konuda ücretsiz desteğimizi vermeye hazırız.

 

 

 

 

 



KAPADOKYA  NEREDEDİR?

Kapadokya nın coğrafi yayılımı antik çağlarda daha geniş bir alanı kapsamakla birlikte günümüzde kayseri nevşehir kırşehir aksaray ve niğde illeri sınırları içerisinde yer alan bir bölgeyi tarif etmektedir. Kapadokya nın eşsiz doğal görünümünün oluşmasına sebeb ise  erciyes hasandağı ve melendiz gibi volkanik dağların  faaliyetleridir.
Kapadokya denildiği vakit akla gelen vadiler,peri bacaları gibi doğal oluşumlar ile yer altı şehirleri ,kiliseler , manastırlar, kemer taş mimariye sahip evler konaklar gibi binlerce yıllık tarihsel geçmişe sahip  kültürel varlıklar bölgedeki 5 ilimize de dağılmış vaziyette fakat en yoğun olarak nevşehir ve aksaray illerinde bulunmaktadırlar.
Kapadokya’ya Nasıl Gidilir?


Havayolu ile Kapadokya’ya nasıl gidilir?
Kapadokya’ya ulaşmanın en kolay yolu İstanbul’dan uçak ile gelmektir. Türk Hava Yolları’nın her gün İstanbul-Nevşehir arasında karşılıklı uçak seferleri bulunmaktadır. Tuzköy Havaalanı Nevşehir merkezine 30 km uzaklıktadır.
İkinci uçuş alternatifiniz ise Kayseri Havaalanı. Türk Hava Yolları gibi Onur Air, Pegasus ve SunExpress havayolu şirketlerinin de Kayseri Havaalanı’na uçuşları bulunmaktadır. Bölgedeki birçok otel müşterilerine havayolu taşıma hizmetleri vermektedir. Bu konuda kalacağınız otelden önceden bilgi almanız faydalı olabilir.

Özel araç ile Kapadokya’ya nasıl gidilir?
GELİŞ YOLUNUZ ANKARA DAN GEÇİYOR İSE Ankara-Kapadokya arasında iki yol alternatifi var. Birisi Konya yolundan Gölbaşı-Koçhisar-Aksaray-Nevşehir rotası. Diğeri ise Samsun yolundan Kırıkkale-Kırşehir-Nevşehir rotası. Aksaray yolu üzerinde de çeşitli kervansaraylar, Ihlara ve Tuz Gölü bulunuyor. Ankara- kapadokya arası 290 km yani ortalama 3 saat sürüyor.
Güneyden Adana-Mersin tarafından kapadokya ya gelecekseniz yine 2 alternatifiniz var. Aksaray a doğru devam edip aksaray üzerinden ıhlara vadisine ya da nevşehir e doğru bir rota çizmek ya da aksaray üzerinden nevşehir istikametine devam etmek. veya niğde den Nevşehire geçmek. alternatif yolların her ikisi de gidiş ve dönüş de ayrı ayrı olmak üzere kullanılabilir zira bölgenin tamamını görmek için de bir fırsat olabilir.
Batıdan İzmir-Konya tarafından ise Aksaray üzeri yine ya ıhlara vadisi ne doğru yada Nevşehir e devam edilerek kapadokya turunuza başlayabilirsiniz.

Otobüs İle Kapadokya’ya nasıl gidilir?.
Kapadokya bölgesine pekçok otobüs firması hizmet vermektedir. Ankara – Kapadokya arası otobüs ile 3.5 saat kadar sürmektedir. Yolculuk hoş bir Tuzgölü manzarası eşliğinde Aksaray üzerinden yapılıyor.
öncelikle ıhlara vadisini göreyim diye düşünürseniz aksaray da inip ıhlara vadisi turunu tamamladıktan sonra da nevşehir tarafına geçebilirsiniz.

Tren ile Kapadokya’ya nasıl gidilir?
Bu yolculuk alternatifleri macera duygularınızı yeterince tatmin etmemiş olabilir. Peki Ankara veya İstanbul’dan Kayseri’ye nostaljik bir tren yolculuğu yapmaya ne dersiniz? Tren ile Kayseri’ye vardıktan sonra kolayca Kayseri Otobüs terminaline gidebilir ve her saat Kapadokya’nın her yerine araç bulabilirsiniz. Kayseriden otobüs yolculuğu geleceğiniz yere göre 45-60 dakika kadar sürmektedir. Geniş bilgi için Devlet Demir Yolları’nın sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Güneyden Adana Mersin tarafından trenle gelmeyi düşünüyorsanız eğer Niğde ye kadar trenle gelerek de kapadokya turuna başlayabilirsiniz.

 

Bazı büyükşehirlerin Kapadokya’ya mesafeleri şöyledir:

Kayseri Kapadokya arası yaklaşık 70 kilometre(km) mesafede ve araçla yaklaşık 1 saat kadar sürmektedir.
Mersin Kapadokya arası yaklaşık 288 kilometre(km) mesafede ve araçla yaklaşık 3 saat 45 dakika kadar sürmektedir.
Ankara Kapadokya arası yaklaşık 305 kilometre(km) mesafede ve araçla yaklaşık 4 saat kadar sürmektedir.
Eskişehir Kapadokya arası yaklaşık 528 kilometre(km) mesafede ve araçla yaklaşık 6 saat 30 dakika kadar sürmektedir.
İstanbul Kapadokya arası yaklaşık 757 kilometre(km) mesafede ve araçla yaklaşık 9 saat 15 dakika kadar sürmektedir.
Antalya Kapadokya arası yaklaşık 541 kilometre(km) mesafede ve araçla yaklaşık 8 saat 15 dakika kadar sürmektedir.
İzmir Kapadokya arası yaklaşık 777 kilometre(km) mesafede ve araçla yaklaşık 11 saat 15 dakika kadar sürmektedir.
Konya Kapadokya arası yaklaşık 238 kilometre(km) mesafede ve araçla yaklaşık 3 saat 30 dakika kadar sürmektedir.
Bursa Kapadokya arası yaklaşık 679 kilometre(km) mesafede ve araçla yaklaşık 8 saat 15 dakika kadar sürmektedir.
Niğde Kapadokya arası yaklaşık 88 kilometre(km) mesafede ve araçla yaklaşık 1 saat 20 dakika kadar sürmektedir.

 

 

Kapadokya Gezilecek Yerler

 

  

Gezilecek Yerler
Baştan sona tarih ve turizm kokan bu bölgenin adım adım gezilmesini tavsiye ediyoruz. Vakti sınırlı olanlar bile Avanos, Ürgüp-Göreme ve Ihlara Vadisini görmeden dönmemeli.
Avanos :
Avanos toprağa verdiği hayatla bilinir.Pişirilerek farklı gereçlere dönüşen toprak kaynağını Avanos’un ortasından geçen Kızılırmak’tan alır.Toprağı kadar meşhur bir şeyi daha vardır ki o da ipek ve yünden dokunan halılarıdır.Bunların yanı sıra ilçe bağcılıkla da öne çıkar.Dağların eteklerinde yetişen üzümler sadece sofraları süslemekle kalmaz, mağazalarda da yerini şarap olarak alır.
Çömlek ve diğer gereçlerin yapıldığı atölyeleri, şarapların üretildiği mağaraları her daim halka açık birer gezi mekanı.Sadece gezmekle kalmayıp buralarda kendiniz de çömlek yapımını deneyebilirsiniz.
Avanos’un tarihi dokusu da en az aktiviteleri kadar cezbedici…

Kızılırmak kenarında bulunan Lahit mezarlar,
oldukça önemli bir yere sahip olan Deryamanlı Kilisesi,
peribacalarının nasıl oluştuğunu anlatan Paşabağı,
tırmanmaya oldukça müsait bir yer olan ve peribacalarının en yoğun olduğu Zelve,
eski zaman ticaretinin bir kanıtı olarak ayakta kalmayı başaran Sarıhan Kervansarayı,
eskiye ait yerleşmelerin görüldüğü, bölgenin en önemli kilisesi olan Vaftizci Yahya,
Çavuşin kilisesi ve yakınında ki Güllüdere vadisinin solundaki bir yamacın eteğinde bulunan Güllüdere Kilisesi…
Göreme:

Peribacalarının ev olarak kullanıldığı Göreme, Hristiyanlardan kalma kilise, yemekhane, mezar, kiler ve mahzenlerle dolu. Göreme Milli Parkında bulunan kiliselerin özelliği oldukça korunaklı olması ve mimari olarak da geçmişin izlerini fazlasıyla yansıtması. Bu gözlerden uzak, ulaşımı zor yerde manastırlar, kiliseler, şapeller, yemekhaneler, hücreler, depolar oyulmuş ve gizlenmek veya inzivaya çekilmek isteyenlere bir sığınak olmuş.
Göreme Açık Hava Müzesi
Kaya Kiliseleri

Karanlık Kilise
Çarıklı Kilise
Elmalı Kilise
Tokalı Kilise
Yılanlı Kilise
Azize Barbara Şapeli
Aziz Basel Şapeli
Azize Catharine Şapeli
El Nazar Kilisesi
Durmuş Kadir Kilisesi
Karşı Bucak Kilisesi
Yusuf Koç Kilisesi
Yeni Bulunan Kilisesi
Saklı Kilise
Kılıçlar Kilisesi
Meryem Ana ( Kılıçlar Kuşluk ) Kilisesi
Aziz Eustathius Şapeli
Yeni Kilise
Sarnıç Kilise
Karabulut Kilisesi
Meskendir Kilisesi
Üzümlü Kilise
Ayvalı Kilise
Haçlı Kilise
Sütünlu Kilise
Üç Haçlı Kilise
Annayua Kilisesi
Fırınasma Kilisesi

 
Uçhisar:
Bölgede en yüksek yer olan Uçhisar, korunmak amacıyla kale olarak kullanılıyordu. Kalenin en üst noktası bölgenin en güzel seyredildiği yerdir.Kalenin içerisinde sayıları az da olsa kiliseler bulunur. Kalenin etrafı mezar olarak kullanılan peri bacalarıyla çevrili.

Ürgüp :

 

Ürgüp, Bizans zamanında civar köy, kasaba ve vadilerdeki kilise ve manastırların piskoposluk merkeziydi.
Selçuklu döneminde gelinceyse çevreye açılan önemli bir kale haline gelmişti. Altıkapılı Türbe ve Temenni Tepesi Türbesi de o döneme ait eserlerdir.Temenni Tepesi’nde bulunan iki türbeden birinin Selçuklu Sultanı IV. Rüknettin Kılıçarslan’a, diğerinin ise III. Alaaddin Keykubat’a ait olduğu düşünülür.
Osmanlı hakimiyetine girdikten sonra Ürgüp adını alan bu küçük ilçe önemini ilk kez Damat İbrahim Paşa’nın kadılık makamını Nevşehir’e bağlamasıyla kaybeder. İlçede gezerken rastlayabileceğiniz kitabeli mermer çeşmeler de o zamanın hatıralarıdır. İbrahim Paşa tarafından dönemin en usta şairlerine yazdırılmış kitabelerle süslenmiş bu çeşmeler halkı mağdur etmemek amacıyla yaptırılmış. Suları ise yakınlarda bir köy olan Kavak’tan gelen yeraltı su yolları ile temin ediliyormuş.
Diğer bir önemli yapısı ise temelleri 1900ler de atılan Rum Hamamı’dır.

Sobesos Antik Kenti


Mazı Kaya Mezarları


Kurtderesi Nekropolü


Alkaya Harabeleri – Yeşilöz Köyü


Yeraltı Şehirleri

Mazı Yeraltı Şehri – Mazı


Kaya Kiliseleri

Kırk Şehitler Kilisesi – Şahinefendi Köyü

Yukarı Mahalle Kilisesi – Ayvalı Köyü
Kara Çalı Kilisesi – Ayvalı Köyü
Baş Melek Manastırı
Şahin Efendi Kiliseleri – Şahin Efendi Köyü

Külliyeler

Taşkın Paşa Külliyesi


Medreseler

Taşkın Paşa Medresesi


Tarihi Camiler

Taşkınpaşa Camii


Yaz Camii


Tarihi Kiliseler

Aziz Theodore (Tağar) Kilisesi
Archangel Manastırı – Cemilköy
Hagios Stephonos Manastırı – Cemilköy
Saint Euphemia Kilisesi

SOĞANLI VADİSİ

Göremenin dışında ikinci büyük Rahip merkezi Soğanlı Vadisidir. Freskler 9-13.yy.aittir. Vadideki bazı Kiliselerde ne zaman yapıldığına dair tarih vardır. Burda yaklaşık 150 Kilise bulunmaktadır. Önemli Kiliseler 1060 – 1061 de yapılmış olan Karabaş Kilisesi ve yapılışı 11.yy. başlamış olan Barbara Kilisesidir.
YERALTI ŞEHRİ DERİNKUYU

Bu yeraltı şehri Frikler zamanındandır. Bizans zamanında da yaşanılmaya devam edilmiştir. Burası düşmandan korunmak için oluşturulmuştur. Düşman istilası ile yeraltı şehrinin kapıları kapatılmış ve 80 m. Yükseklikteki bacalardan havalandırma sağlanmıştır. Derinkuyu 1963de bulunmuş ve açılmış olan en büyük yeraltı şehridir. Derinkuyu yeraltı şehrinden 11 kat aşağıya inilebiliyor, henüz açılmamış olan ve devam eden diğer katları da vardır. Bugüne kadar açılmış ve bulunmuş kısmı sadece çeyreği olan 1500 m2’lik bir alanı kaplıyor ve yeraltı şehri diğer yeraltı şehirleriyle bağlantılı. Tahminlere göre Derinkuyu 3000 den 50000 insanı barındırabiliyordu.

ZELVE VADİSİ

Zelve Vadisi Kapadokyada çok özel bir manzaraya sahiptir.1953’de burası bir yerleşim yeriydi. 20. yy. kadar Zelve, Hristiyan ve Müslümanların beraber yaşadığı bir yerdi. 1967’de açık hava müzesine çevrildi.Labirent bir yola sahip olan bu vadi keşfedilebilir.Burda yerleşim yerleri, Merdivenler, Kiliseler ve Güvercinliklerde görmeye değer yerlerdendir. Mağaralardaki Freskler hayvan ve insan figürlerinden ziyade geometrik şekillerdir. Üzümlü Kilisesinde 8. ve 9. yy.ait iyi korunmuş Freskler mevcuttur.

 

 

GÜZELYURT-SELİME KATEDRALİ-IHLARA-HASANDAĞI-NORA ANTİK KENTİ-AŞIKLI HÖYÜK-ZİGA KAPLICALARI

Tarih ve kültür cenneti Güzelyurt
İstanbul”da ki Ayasofya”dan daha eski Küçük Ayasofya denilen Aziz Gregorios Theologos Kilisesi ile inanç turizminin merkezlerinden biri olarak görülüyor.

AKSARAY- Aksaray iline bağlı eski adı Gelveri olan Güzelyurt kiliseleri, manastırları ile bir tarih kültür hazinesi olarak görülürken İstanbul”da ki Ayasofya”dan daha eski Küçük Ayasofya denilen Aziz Gregorios Theologos Kilisesi ile inanç turizminin merkezlerinden biri olarak görülüyor.

 

Turizmin yeni merkezlerinden biri olarak tanıtılan, aynı zamanda termal merkezlerine sahip bulunan Güzelyurt, konaklama tesisleri ve Türk mutfağının örneklerini sunduğu lokantalarıyla, el sanatlarıyla yerli ve yabancı turistlerin akınına uğruyor.
GÜZELYURT (GELVERİ) TARİHÇESİ:Güzelyurt(Gelveri) İlçesi, İç Anadolu Bölgesi”nde Aksaray İli”ne bağlı şirin ve turistik bir ilçedir. En eski adı (Roma ve Bizans Döneminde) “Karballa” idi. Selçuklular zamanında “Gelveri” olarak değiştirilen ilçenin adı 1965 yılında şimdiki ismi olan Güzelyurt”a çevrilmiş ve 1989 yılında Aksaray”ın il oluşu ile birlikte ilçe olmuştur. İlçemiz Aksaray İli”ne 35 km., Niğde İli”ne 80 km. ve Nevşehir İli”ne 70 km. uzaklıktadır.

Güzelyurt (Gelveri)”taki yaşam hakkında ilk kesin bulgular Hristiyanlıkla beraber başlar. Ancak yörede bulunan obsidiyen ve çanak çömlek parçaları bize bu yörede yaşamın Paleolitik Çağ”da var olduğunu kanıtlar. Eski adı Karballa, daha sonraki adı Gelveri olan Güzelyurt, Paleolitik Çağ”dan beri insanlara yurt olmuştur. İlçe önemli bir Neolitik(M.Ö. 6500-5000) yerleşim merkezi üzerine kurulmuştur. Bu bölge Eti, Hitit, Pers, Kapadokya Krallığı, Eski Yunan, Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlı Medeniyetlerine beşiklik yapmıştır.
Hititlerin çok tanrılı dinlerinden sonra, bu yıllarda ateşe tapmayı ve Tanrıya inanışı birleştiren İpsistaryo Dini ortaya çıktı. Bu din, büyük toprak faaliyetleri arasında rağbet gördü. M.Ö. 17. y.y.”da bölge, Roma İmparatorluğu topraklarına katıldı fakat kral gücündeki dinî liderlerin (rahipler) yönetimi M.S. 2 y.y.”a kadar azalarak da olsa devam etmiştir.
Bu sıralarda köle durumunda bulunan halk arasında St. Paul”un bölgeye getirdiği Hristiyanlık hızla yayılmaya başladı. Hıristiyanlık ilk yıllarda büyük tepki gördü. İmparatorluk tarafından resmi din olarak kabul edilinceye kadar bu dine inananlar, ilk zamanlar Güzelyurt ve çevresi, Ihlara Vadisi, Peristrema Vadisi, Soğanlı gibi yerlerde saklanmışlardır. Zaman içinde Hristiyanlık bu bölgede Pagan Dini ve Pers kökenli geleneklerden etkilenerek yeni bir anlayışa dönüştü. Zaten tarihin başlangıcından beri çok değişik kültür ve dinlerin geçişine sahne olan bölgede bu durum kaçınılmazdı. Güzelyurt”lu Gregorius Teologos ve Kayserili Basilus, birlikte ortaya koydukları fikirlerle zaman içinde Ortodoks mezhebinin kurucuları durumuna gelmişler, buna bağlı olarak da ilk manastır hayatı Güzelyurt”ta başlamıştır. İmparator Teodosius tarafından Güzelyurt”ta 385 yılında Gregorius Teologos adına bir de kilise yaptırılmıştır. Oğul Gregorius, 329 yılında “Arianzos”adı verilen çiflikte doğmuştur.
VIII. ve IX.yy. larda Müslüman Araplar Bizans üzerine yaptıkları akınlar sırasında Torosları, Kilikya Geçiti”nden aşarak Melendiz Ovası”na iniyorlardı. Arap yol haritalarında Güzelyurt (Qualuari), Melendiz Ovası”nda bir istasyon olarak gösterilir.
Roma”nın din üzerindeki baskısı, İkonoklast Akımı”nın başlamasına sebep olmuştur. Bu dönemde Aziz Gregorios”un ortaya koymuş olduğu dinî sistem o kadar kuvvetlidir ki bölge, bu hareketten yara almadan kurtulmuş ve İkonoklast Akım”a karşı olan Hristiyan din adamlarına sığınak olmuştur.
XII. yy.”da Anadolu”ya hakim olan Selçuklular, toprağı işlemeyi bilen Rumların göçünü önlemek için bazı imtiyazlar tanıdılar. Böylece Hristiyan ve Müslüman halk bir arada yaşamaya başladılar. Belisırma”da bulunan St. Georges(Kırk Damaltı) Kilisesi buna iyi bir örnektir. Burada bulunan freskde, bölgenin o dönemdeki beylerbeyi olan Basil Güyaüyakupos, Türk kıyafetleri içinde resmedilmiş ve freskin kitabesinde Sultan II. Mesut için “çok yüksek ve çok asil bir sultan” olarak söz edilmektedir.
Güzelyurt, gelişmesini özellikle Nenezili(bugün bekarlar) din bilgini Aziz Gregorios Teologos”a (4. y.y.) borçludur. Kendisine Gelveri”yi merkez olarak seçen bu aziz, Hristiyanlığın Anadolu”da yayılmasını sağlamıştır. O dönemde manastır yaşantısının temelini atmıştır. İleri sürdüğü fikirler daha sonra Ortodoks mezhebini ortaya çıkarmıştır. İlçede ve Manastır Vadisi”nde Bizans ve Osmanlı döneminden kalma, kayalara oyulmuş elliye yakın kilise vardır. Ayrıca üç yer altı şehri ve bir kaya cami bulunmaktadır. Yarı kayadan oyma, cepheleri işlemeli, yaşları 100 ile 200 yıl arasında olan Gelveri evleri, Kapadokya mimarisinin en güzel örneklerini teşkil etmektedir. İlçede ve yakın çevresinde bulunan tarihî eserler, Kapadokya”nın genelindeki bütün özellikleri içerirler.
Güzelyurt İlçesi”nin ilk yerleşimi Aşağı Mahalle”deki Aya Gregorios Theologos Kilisesi çevresindeki kaya mekânlarda yerleşim alanında yer aldı. Sonraları kaya konutların ön kısmına tonoz örtü sistemiyle yapılar eklendi. Bunun sonucu önü yapı, arkası kaya oyma olan konutlar kullanılmaya başlandı. 19. ve 20. yüzyıllarda ise Yukarı Mahalle”de kaya oymalarına konutlar inşa edildi.
Yörenin manastır vadisinde çizgi boyamalarla süslenmiş az sayıda da olsa kaya konutlar bulunmaktadır. Buradaki kaya oymalarda ön cephe yaratılarak kabartma süslemelere yer verilmiş ve bir anıtsallık elde edilmeye çalışılmıştır. Bu gözlemlerin sonucu olarak Güzelyurt”taki kaya mekân ve kiliselerin çoğunluğunun ikona yasağının kalkmasından sonraki dönemde veya Selçuklular zamanında yapıldığını söylemek mümkün olur.
Mübadele ile Yunanistan”a giren Rumlar, Kaval yakınlarında “Nea Kalvari” adıyla yeni bir köy kurmuşlar ve Güzelyurt”taki kilisenin aynısını oraya inşa ederek, buradan götürdükleri kutsal eşyaların teşhir edildiği bir müze kurmuşlardır.. 1924 yılına kadar, ilçede Rum ve Türk nüfus bir arada yaşamışlardır. Büyük mübadelede Rumlar, Yunanistan”ın Kastorya ve Kozan köylerinden gelen Türkler oralardaki evlerini terk etmişlerdir. İlçede mübadele 1924 yılında yapılmış ve buradan ( Güzelyurt”tan) göç eden vatandaşlar Yunanistan”ın Kavala şehrine bağlı Nea Kalvari”ye yerleştirilmiştir.
Bugün göç edenler ve hâlâ hayatta kalanlarla onların çocukları ve torunları Güzelyurt”u ziyarete gelmekte ve bir bayram havasıyla karşılanmaktadır
E-5 yolu üzerine kurulan bu yerleşim alanı tamamen Türk dili konuşmakta ve her yıl düzenli bir şekilde Kapadokya Konferansı adı altında uluslararası bir festivale ev sahipliği yapmaktadır.
CAMİ KİLİSE(Aziz Gregorios Theologos Kilisesi) (Küçük Ayasofya)
Güzelyurt İlçesi”nin Aşağı Mahalle”sinde bulunmaktadır. Andreades ve Akaklades”in belirttiğine göre bu kilise Büyük Teodoslus tarafından M.S. 385 yılında yaptırılmıştır.Akaklades, kilisenin üç kapısından birinin üzerindeki kitabede “Bu haç kişisel, Bizans İmparatoru Theodoslus tarafından inşa edilmiştir. İmparator Gregorios Nazianzo ile de kutsal hacın bir parçasını kiliseye hediye etmiştir.” cümlelerini okuyabildiğini, daha başka yazılar da olduğunu, fakat bunların okunmasının mümkün olmadığını yazmaktadır. Andreades”in belirttiğine göre kilisenin kitabesinde “Aya Gregorios Theologos”un bu kutsal kilisesi, Kellivar hristiyanlarının yardımıyla ve mimar Gregorios Madenci tarafından 1835 yılında tamir edilmiştir.” cümlesi yer almaktadır. Bu kitabenin yazılarını sonradan silmek için yazıldığı iddia edilmektedir. Bu da 385 yılındaki kitabe olsa gerekir.
Kapalı Yunan Hacı tipine ait bu kilisenin plan şeması sonradan yapılan ilavelerle değişikliğe uğramıştır. Apsi kısmında görülen kalıntı eski yapının parçasıdır. Kilisenin yapıldığı 385 yılından sonra önemli değişiklikler geçirdiği anlaşılmaktadır. En önemli değişiklik ise 1835 yılında restorasyon sırasında olmuştur. Aya Gregorios tarafından kilisenin tamiri için İstanbul”da yaşayan Rumlar tarafından saraya yapılan baskılar sonucu 1834 yılında bir ferman çıkarılarak, özel izin alınmıştır. 1835 yılında kilisenin plan şemasında büyük değişiklikler yapılmış ve kapalı Yunan Hacı tipinden 3 nefil, kubbeli bazlika tipine geçilmiştir. 15,5 asır boyunca kilise olarak hizmet veren bina, 1924 nüfus mübadelesinden sonra cami olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Bahçesinin kuzeyinde kilisenin misafirhanesi bulunmaktadır. Burada kilisenin heyeti toplanır ve bölgeyi ilgilendiren sorunlar görüşülürdü. Devlet ileri gelenleri, bölgenin baş rahipleri bu yöreden geçtiklerinde misafirhanede kalırlardı. Bunların yanı sıra güncel sorunlar da görüşülür, evlilik işlemleri de burada çözümlenirdi. Misafirhanenin alt katında buğday, yağ depoları, bahçesinde fırın bulunmaktadır. Doğusunda kilise papazının oturduğu ev yer almaktadır.Yine bu devirde bahçenin güneyinde zengin Gelverililerin mezarlığı yer alır. Güney doğusunda ise 35 basamak merdivenle inilen yer altı suyu “Ayazma”sı” bulunmaktadır.
Aksaray”ın Güzelyurt İlçesi”nde bulunan tarihi Büyük Kilise Cami(Aziz Gregorius Kilisesi)”nin çatı kısmı Konya Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından onarıma alınarak tamamlanmıştır.
Kale Manastırı Kilise
Kapadokya”daki dinî kuruluşların en büyüklerindendir. Manastır, VIII. ile XIV. veya X. y.y.; kilisedeki figürlü freskolar ise X. y.y. sonu ile XI. y.y. başları arasına tarihlenmektedir. İsa”nın göğe çıkışı, müjde, Meryem gibi tasvirler bulunmaktadır.
Kaya Cami
Güzelyurt”taki Kaya Cami”nin yapılış tarihini belirleyecek bir kitabe yoktur. Bölgeye yapılan Arap akınlarının sonucu olarak sürekli bir yerleşim alanının bulunmaması, Selçuklu ve Osmanlı egemenliği döneminde yöreye yerleşen ilk Müslümanlar tarafından yapılmış olabileceği görüşü hakim olan cami, eklentisiz kayadan yapılan minber basamaklarıyla Manastır Vadisi”nin kuzeyindeki kayalıkların üzerinde bulunmaktadır. Cami, tek bir kaya blok oyularak yapılmıştır. Bir ana mekândan ve okuldan oluşmaktadır. Tonoz tavanlı son cemaat yeri yapılırken, ön bölümdeki meyilli kayalar bir duvar gibi düzeltilmiştir. Bu kaya duvara mihrap ve kandiller oyulmuştur. Caminin mekânı 28 metrekarelik bir alan üzerinde bulunmaktadır. Mihrap, minber, müzenin mahfili ve kaya sütun iç mekanda düzenlenmiştir. Yan taraftaki okulla cami arasında küçük bir pencere vardır. Bu pencere, cemaatin çok olduğu günlerde okul da cami olarak kullanıldığı zaman imamın sesinin duyulabilmesi için yapılmıştır. İç mekandaki yarım daire kaya kabartmalarıyla, dışarıya doğru oyulmuş su boşaltma kayalarıyla, 90 cm. çapındaki oyuk görüntülü minaresiyle meraklılarının ve ilgilenenlerinin ziyaretini beklemektedir.
Küçük Okul
14 metrekare üzerine yapılmıştır ve tavanı düzdür. İç mekânda bir ocak ve oturmak için kaya sedir bulunmaktadır. Okulun kaya duvarlarında kandil için düzensiz olarak hazırlanmış oyuklar bulunmaktadır. Sonradan yapıldığı sanılan pencerelerden Manastır Vadisi”nin manzarası göz alabildiğince uzanmaktadır.
Eski Mahalle
Volkanik kökenli kaya kütlesine oyulmuş cepheleri işlemeli, kesme taştan yapılmış eski binalardan oluşmaktadır. Halk, bu evlerde yüzyıllardan beri süre gelen geleneksel
yaşantıyı devam ettirmektedir. İlçenin eski sokaklarında dolaşırken mimari şaheserleri görürsünüz. Misafirperver Gelveri halkının geleneksel yemeklerinden olan “Gelveri ekmeği”nin ve “pekmez”in tadına bakmayı unutmayın.
Sivişli(Anargiros) Kilise
Kubbesi ve dört sütunu ile kayadan yapılmış olan kilisede 1877″den kalma duvar resimleri hâlâ görülebilmektedir. Kilisenin çevresindeki kayadan oyma odalar Aziz Anargiros Bayramı”na gelen hacıları ve hastaları ağırlamaktaydı. Kilise, Rumların ilçeyi terk etmelerinden sonra belli bir süre çömlek atölyesi olarak kullanmıştır. Kilisenin üzerindeki tepeden panoromik manzarayı görmelisiniz.
Sivişli Kilise (Hagia Anargiros)
Tarihi kesin olarak bilinemeyen kilisenin tamamı kayalardan yapılmıştır. Kilisenin dışında bulunan odalara ölümcül hastalar bırakılır, dua edilir ve eğer hasta iyileşirse azizlerin yardım ettiğine inanılırdı.
Manastır Vadisi
İlçenin aşağı kısmından başlayan vadi, 50 kadar kayadan oyma kilise ve manastıra sahiptir. 4.5 km. uzunluğundadır. İki buçuk saatlik hoş bir yürüyüşle vadiyi gezebilirsiniz. Kayadan oyma evleri, camiye çevrilmiş kilisesi ve kalesiyle ünlü Sivrihisar köyüne ulaşırsınız. 15 dakika sonra Kızıl Kilise”desiniz.
Cafalar Kilisesi
10. y.y.”dan kalma ve hâlâ iyi durumdaki fresklerle bezenmiş bir Bizans kilisesidir. O dönemden kalma değişikliğe uğramamış en iyi örneklerden birisidir.
Yüksek Kilise
İçinde Bizans döneminden kalma bir şapelin bulunduğu yüksek kayanın tepesine 19. y.y.”da inşa edilmiştir. Çok sayıda obsidyenden yapılmış malzemenin bulunduğu kilise çevresi önemli bir neolitik yerleşim merkezidir. Yüksek Kilise”den Güzelyurt ve Hasan Dağı”nın (3268 m.) görünüşü nefes kesecek güzelliktedir.
Antik Gelveri Evleri
Yarı kayadan oyma, cepheleri işlemeli, yaşları 100 ile 200 yıl arasında olan Gelveri evleri, Kapadokya mimarisinin en güzel örneklerini teşkil etmektedir. Bu evler Güzelyurt”taki taş ustaları tarafından yapılmışlardır. Antik Gelveri Evleri, kesme taşlardan 7-8 mt. yükseklikte inşa edilmiştir. Gelveri evlerinin en çarpıcı özelliği doğal havalandırmalarıdır. Bu havalandırmalar klima görevi görürler. Kapı girişleri ve tavanlar taş işlemelidir. Tavanlar kemerli yapılmış ve iç mekanların yüksekliği 5-6 mt.”ye ulaşmaktadır. Alt katlarında mahzen, hayvan barınağı; içinde ibadethane (papazlık) ve taş fırın bulunan Gelveri evlerinin her biri iç açıcı geniş yapıları ve kendilerine has mimarisiyle size bambaşka bir dünyanın kapısını açar.
manastır

1856 yılında Hristiyanlar tarafından okul olarak inşa edilmiş, 1924 yılından sonra ilkokul ve jandarma karakolu olarak kullanılmıştır. Daha sonra restore edilerek turizme açılmıştır.

 

Ihlara Vadisi

 

Güzelyurt”a 12 km. mesafededir. Melendiz Irmağı kenarında 14 km. uzunluğunda bir kanyondur. Vadinin tamamını yürümek 5 saati alır. Ihlara Köyü”nden itibaren ırmağın sol tarafını takip ediniz. Bizans döneminden kalma duvarları boyalı mükemmel kaya kiliselerini Ihlara ve Belisırma civarında gezebilirsiniz. Belisırma köyünden itibaren ırmağın sağ tarafını izleyiniz.Vadinin çıkışında, yeşillikler arasında Yaprakhisar Köyü”ne ulaşmak için Selçuklu döneminden kalma bir taş köprüden geçiniz. Köyde çok sayıda Bizans Manastırı görebilirsiniz. Yaprakhisar”ın devamında, Peri bacalarıyla çevrili 10.y.y.”dan kalma, 365 basamakla çıkılan Selime”deki Kale Manastırı”nın kayadan oyma birimleri ve Kalenin önünde bulunan 13.y.y.”dan kalma Selçuklu Türbesi görülmeye değer eserlerdir.
Selime Katedrali
Kayalara oyulmuş yüksek bir yerde olan katedral içinde iki sıra halinde sütunlar mevcuttur. Bu sütunlar katedrali üç sahana ayırmıştır.
Kızıl Kilise
Sivrihisar – Niğde istikametinde ve Güzelyurt”a 6 km. uzaklıktadır. Bütün Kapadokya bölgesinin taştan yapılmış kiliseleri arasındaki en güzel örnektir. Freskolarında İncil”den sahneler ve havarilerin portreleri vardır. Aziz Gregorius ömrünün son günlerini bu kilise civarındaki çiftliğinde geçirmiştir. Kilise, 6. y.y.”da traşit taşından inşa edilmiştir. Sekizgen üzerine kurulmuş kubbesi, haç şeklindeki yapısıyla ve göz alıcı ahengiyle inanılmaz bir mimari güzelliğe sahiptir.
Ilısu Kasabası ve Kaplıcaları
Güzelyurt”a 10 km. mesafededir. Melendiz Irmağı”nın kenarına kurulmuş bu güzel kasaba, eski zamanlardan beri Varvara isimli bir azize adanmış kaplıcalara sahiptir. Müslüman ve Hristiyan halk bu kaplıcanın kutsallığına inandıkları için, hastalarını iyi etmek için Ilısuya getirirlermiş. Burası dinlenmek için ideal bir yerdir.
Aşıklı Höyük:
Güzelyurt”a 15 km. mesafedeki Kızılkaya Köyü”ndedir. Erken neolitik dönemden kalma (8040-7490) Anadolu”nun en eski önemli yerleşim merkezlerinden biridir. Ören yerinde düzenli şekilde inşa edilmiş kerpiç evler bulunmaktadır. Burada ayrıca çeşitli hayvan kemikleri, değişik taşlardan yapılmış ziynet eşyaları, içinde iskeletler bulunan 40 kadar mezar açığa çıkarılmıştır.
Çanlı Kilise ve Çeltek:
Aksaray istikametinde olup, Güzelyurt”a 25 km. uzaklıktadır. Çeltek Köyü”ne 2 km. uzaklıktaki kilise, tuğla ve taştan yapılmış, yüksek kaliteli fresklerin hala görüldüğü 11. y.y.”dan kalma bir eserdir. Hristiyanlar tarafından İsa Peygamber”in göğe çıkma yortusunun kutsandığı bir yerdir. Etrafında çok sayıda kayadan oyma kilise ve manastır bulunmaktadır. Kiliseden 1995 yılında üç adet mumya çıkarılmıştır.
Helvadere ve Antik Nora Kenti(Viranşehir):
Hasan Dağı”nın eteklerine kurulmuştur ve Güzelyurt”a 25 km. uzaklıktadır. Köyün üzerinde İmparator Jüstinyen tarafından inşa edilmiş eski adı Mokissos(Nora)olan bir garnizon şehri olan bu antik şehir inanılmaz büyüklükteki taşlardan inşa edilmiştir. Günümüzde önemli kültür değerlerini barındıran Nora Kenti çevresindeki Sarıgöl Kilisesi, Yardıbaş Kilisesi, Süt Kilise, Bozboyun Kilise, Tepe Kilise, Çukurkent Kilise, Kale Kilise ve Selçuklulardan kalma Karahan(Eshab-ı Kefh Hanı) gezilebilecek önemli yerlerdir. Bu yöreden Hasan Dağı”nın görünüşü şahanedir. Güzergâhınız üzerinde yaylalarımızdaki sıcak kanlı köylülerimizle karşılaşırsınız.
Ziga Kaplıcaları(Termal Turizm):
Aksaray İli”nin 25 km. uzaklığındaki Yaprakhisar Köyü”nde bulunan kaplıcanın en büyük özelliği mide, bağırsak, safrakesesi, iç hastalıklarına, göz rahatsızlıklarına, romatizmal ve özellikle de kadın hastalıklarına çok iyi gelmesidir. Ziga Kaplıcaları 47- 48 derece sıcaklığında 150 lt/sn debisi olan, mineral bakımdan çok zengin ve içilebilir su özelliğine sahiptir. Sıcak sularının içinde bol miktarda Kalsiyum, Sodyum, Klorür İyonu ve Hidrokarbonat bulunması nedeniyle potansiyel bir traverten alanıdır.
Hasan Dağı:
Orta Anadolu”nun en yüksek ikinci dağı olan Hasan Dağı”nın yüksekliği 3268 mt.”dir ve 1750 mt.”sine kadar meşe ormanlarıyla kaplıdır. Anadolu”nun silüeti en güzel dağı olarak bilinen Hasan Dağı”na ulaşım son derece rahattır.
Yeraltı Şehirleri
 

Bu eşsiz mekânlara girdiğinizde bir anda kendinizi yüzyıllar öncesinde bulursunuz. Güzelyurt Merkez(üç tane) ve Gaziemir”de bulunan yeraltı şehirlerindeki büyük depolar, yaşamsal mekanlar, ibadethaneler ve hayvan barınakları görülmesi gereken önemli yerlerdir. İçerideki gizemli hava ruhunuzda gezmeye başladığında sakın korkmayın. Bu sadece yer altı şehrinin ziyaretçilerini selamlamasıdır.
Kaya Oyma Yerleşimleri:
Halk arasında “güvercinlik” olarak da ifade edilen bu yerleşim mekanları ilçe merkezinde bulunmaktadır. Yaşam mekânı olarak kullanılan bu eski yerleşkeler e güvercinler barındığı için “Güvercinlik” adı verilmiştir. Kaya oyma yerleşimlerinin manzarası en iyi Sivişli Kilisesi üzerinden görülmekte ve görenleri de büyülemektedir. Bu büyüleyici manzara Hengame Sokak”ta yer almaktadır.
Ilısu Roma Hamamı:
İlçe merkezine 5 km. uzaklıktaki Ilısu Kasabası”nda, Roma döneminden kalma olan bu hamam, günümüzde alternatif termal turizm alanında faaliyet göstermektedir. Bu antik Roma Hamamı, klasik Türk hamamı mimari özelliklerini taşımaktadır.
Turizm Aktiviteleri
Dağcılık ve Yürüyüş Turizmi:
Bakanlıkça, Kış Sporları Turizm Merkezi olarak ilan edilen Hasan Dağı”nda profesyonellerin yanı sıra kış sporuna gönül vermiş olan meraklıları da dağcılık ve yürüyüş aktivitelerinde bulunmaktadır. Hasan Dağı”nın zirvesine, Helvadere Köyü”ne 2 km. uzaklıktaki dağ evinden 9 saatte çıkıp inebilirsiniz. Hasan Dağı, Aksaray merkeze 28 km, Ihlara”ya 15 km . mesafede ve E-90 Karayolu”nun hemen yanında yer aldığı için ulaşım problemi yoktur.

Kampçılık:
Güzelyurt”a ve Hasan Dağın”a karavanlarıyla gelen yerli ve yabancı ziyaretçilerin kamp yapmalarıyla birlikte bölge ayrı bir hareketlilik kazanır. Özellikle yabancı ziyaretçiler 9-10 gün rahatlıkla kalırlar. Kapadokya”nın bu bölgesinde bisikletli gruplara da sıklıkla rastlanmaktadır.

  Kapadokya Otelleri